24 Ekim 2015 Cumartesi

HAYALLERİNİ DÜNYAYA SATAN ADAM:

                   Erbakan Malkoç

Herkesin hayat hikâyesi değerlidir, herkes kendine göre bir şekilde feleğin çemberinden geçmiştir, zengini fakiri bir çok insan yaşadığı hayatın hikâyesini eşsiz bulur, herkes bu konuda kendine göre haklıdır da…Kimilerinin hayat hikâyesi öylesine etkilidir ki öylesine değerlidir ki, o hikayeler kimi zaman kitap olur karşımıza çıkar, kimi zamanda sinemalara film konusu olur öyle çıkar karşımıza…Dünyada genelde Amerikalıların başarı hikâyeleri ön plana çıkıyor, Amerika’da zorlukları aşarak zirveye çıkanlar genelde üniversite eğitimini yarıda bırakmaları ile ün salmış durumdalar, onların hikâyeleri öylesine etkileyici biçimde sunuluyor ki, ortaya öyle bir algı çıkıyor ki, inanılmaz derece kahramanların hayat hikâyeleri acı dolu oluyor. Örneğin Steve Jobs evinin garajında başlıyor Apple’yi kurmaya, bakın nasıl etkileyici değimli? Çalışacak bir atölyesi yokmuş adamın, evinin garajını çalışma mekânı olarak kullanmış! Oysa bizde İstanbul’da evinin garajı olan insan ultra zengin demektir. Yani ebetteki bu kişilerin mesleki başarıları, ticari başarıları tartışılmaz, ama geçmişleri çok acı dolu gibi, aşırı zorluklarla geçmiş bir çocukluk varmış gibi bir hikâye sunulması biraz aldatıcı, belki hikayelerini yansıtma biçimde bir pazarlama taktiğidir.Ülkemizde de filmlere taş çıkartacak, kitapları yazılsa yok satacak çok değerli başarı hikayeleri var, hem öyle evin garajında falan başlayan hikayeler değil, gerçekten feleğin çemberinden geçmiş, yaşadığı zorlukları dinleyip, geldiği noktayı görünce ağzınızın açık kalacağı türden hikayeler..
Bu günlerde yaşadığı hayat ve geldiği nokta ile sık sık karşımıza çıkan Erbakan Malkoç isimli bir kahraman var. Bu değerli şahsiyeti popüler yapan biraz yaptığı işin orijinalliği gibi gözükse de, aslında onun ismini duymamıza sebep olan şey çocukluğundan beri yaşadığı hayat ve o çok zor hayata rağmen başarısı ile ismini dünyaya duyurması oluyor.
Kahramanımız Ardahan’ın Göle ilçesinde 11 çocuklu bir ailenin son çocuğu olarak dünyaya geliyor, daha 11 yaşında insanın hayatta iken yaşayabileceği en büyük acılardan bir tanesini yaşıyor, anne ve babasını kaybediyor… 11 yaşındaki çocukları anneler babalar okullarına bırakıp alırken, o 11 yaşında yapayalnız kalıyor hayatta, çareyi İstanbul’da yaşayan abisinin yanında gitmekte buluyor.
İnsanın doğru yerde doğru zamanda olması hayattaki en büyük şansıdır, işte kahramanımızı bize tanıştıracak anda beklide hayatta doğru yerde ve doğru zamanda olmakla alakalı bir an. Küçük Erbakan’a soruyor abisi,
-Erbakan ne iş yapmak istersin? Nerde çalışmak istersin?
İşte o an, Erbakan Malkoçun hayallerini gerçekleştireceği yolculuğun başlangıcıdır aslında, hemen atılır Erbakan Malkoç,
– Araba tamircisinde çırak olmak istiyorum..
Ardahan’da yaşarken araba tamirciliği Erbakan Malkoç’un en büyük hayalidir, çocukken Ardahan’da gördüğü arabalara uzaktan hayranlıkla bakan Erbakan Malkoç’u o zamanlar sarmıştır tamirci çırağı olma hayali, tamirci çırağı olursa o muhteşem araçların nasıl gittiğini nasıl çalıştığını görecek, öğrenecek, o araçlara dokunma fırsatı yakalayacaktır. Bu hayal onun için öylesine büyüktür öylesine önemlidir ki, tamirci çırağı olma fırsatı onu dünyanın en mutlu insanı yapmıştır.
Erbakan Malkoç ne kadar mutlu da olsa tamirci çırağı olduğu için, aslında bu iş onun için acı demektir, göz yaşı demektir, aç kalmak demektir, dayak yemek demektir, dışlanmak, aşağılanmak demektir. Erbakan Malkoç’un şansı yoktur çalışmaktan başka, yaşıtları okula giderken o çalışıp eve ekmek götürmek zorunda dır. Ama onu başka bir sürpriz daha beklemektedir, çırak olduğu için ona ustaları ücret ödemezler, o yine hayalinin kurduğu işte çalışmaya devam eder, zaten 11 yaşındaki çocuk nerde çalışsa kim ne kadar ücret öder ki? Umutla çıraklıktan kalfalığa geçeceği günü bekleyip para kazanmaya başlayıp eve ekmek parası götüreceği günleri bekler. Beş yıl boyunca Erbakan Malkoç sabah kahvaltısı yapmamıştır, eve giderken trene binecek bilet dahi bulamamıştır. O beş yıl Erbakan Malkoç’un acılarına acı katmıştır, yaşanamayan bir çocukluğun üstüne çok zor ve çilerle dolu bir dönem daha eklenmiştir.
Erbakan Malkoç çocukluğundan itibaren farklı bir kişiliğe sahiptir, ilk okulu bir yıl erken bitirmiştir, zekidir, yeteneklidir, farkındalık yaratmayı çok sevmektedir. Kendisinin tabiri ile “iyi olmayı değil daha iyi olmayı” hedeflemiştir hep. Erbakan Malkoç’un hayat felsefesi ne yaparsa yapsın en iyisini yapmaktır, yapılmamışı düşünüp onu gerçekleştirmektir hep. Bu karakteristik özelliği onun tamirci çıraklığı zamanında daha fazla acı çekmesine sebep olmuştur, çünkü tamirci çırağı küçük Erbakan hep kendisinden büyük işlere kalkışmıştır, düşünülmeyeni düşünüp onu yapmaya çabalamak onun bu işler senin haddine değil denilip, ustalarından azar yemesine dahası dayak yemesine sebep olmuştur, ilk defa civa ile alarm yapmayı tamirci çırağı iken denemiştir, araçlara hatlı telefon takmayı da o zaman denemiştir, hem de 1990 ların başında daha dünyada da öyle bir teknoloji yok iken…
Aklına geleni yapma isteği ve yeni şeyler üretme hevesi ustaları tarafında genellikle hoş karşılanmamıştır, hep azar ve hep dayak yemiştir, sonunda da bu tür işlerden dolayı çalıştığı tamirhaneden kovulmuştur. Kovulmak Erbakan Malkoç için yeni bir başlangıçtır, belki farkında değildir ama onun içindeki cevherin onu zirveye taşımasına çok az kalmıştır. Tanıdığı birisi Erbakan Malkoç’a ortak dükkan açmayı teklif etmiştir, teklif hemen kabul edilmiştir, artık kahramanımız daha özgürdür, istediği her şeyi özgürce kendi dükkanında deneyebilecekti. İlk gün mesai sonunda ortağı Erbakan’a bir miktar para verir, bu neyin parası diye soran Erbakan’a ortağı günün hasılatı olduğunu söylemiştir. Peki Erbakan Malkoç bu para ile ne yapmıştır? Kendisi o parayı neye harcadığını anlatırken gözleri doluyor, kolay değil çünkü yaşadıkları, beklide o günleri tekrar yaşıyor o anları anlatırken… O paranın hepsi ile tren bileti almıştır, belki bir süre para kazanamam bu para ile tren bileti alıp en azında işe gelip gitmeyi rahat bir şekilde garanti alayım diye. Çünkü çoğu zaman işe gitmek için parası olmadığı için trenlere kaçak binmeye çalışmış ezilmiş yine dayak yemiş, trenden atılmıştır.
      Yeni iş yerinde hayallerini gerçekleştirme fırsatını yakalayan Erbakan Malkoç parada kazanmaya başlamıştır artık, eve ekmek parası götürür olmuştur, bir nebzede olsa çok zor geçen yıllar geride kalmıştır, tırnağı ile kazıya kazıya geldiği nokta onun için varış değil yeni ve daha büyük bir yolcuğun başlangıcıdır. Müşterileri ile iletişimi çok iyidir Erbakan Malkoç’un, müşterilerine verdiği taahhütleri harfiyen yerine getirmiş, asla bir işi zamanından sonraya bırakmamıştır, aynı zamanda da kendi işini kurduktan sonra hiçbir zaman müşteri gelecek diye beklememiştir, onun müşterileri her zaman çok fazla olmuştur. Kahramanımız biraz daha para kazanınca hemen kasası kapalı eski bir kamyon almıştır, amacı kamyonu baştan sona yenilemektir, soranlara yeni araç üreteceğim dediği zaman kendisinin delirdiğini söylemişlerdir. Ama daha iyiyi kendisine prensip edinmiş olan Erbakan Malkoç kimseye aldırmamış tam 4 ay boyunca o kasası kapalı kamyonda yatıp kalmış gece gündüz o kamyonu kafasındaki şekle sokmak için çalışmıştır, belki de ustalarından yediği dayaklar, kahvaltısız ve aç geçen günler hep bu kamyonu istediği hale sokmak içindir. Kader Erbakan Malkoç’u öyle bir ince çizgiden yürütmüştür ki sonunda vuslata erme vakti gelmiştir…

Yeni bir kırılma noktasının eşiğindedir Erbakan, dört ay uğraştığı bu kamyonu araba fuarına götürmeye karar vermiştir, bin bir zorlukla aracı fuara sokmayı başarmıştır. İnsanın hayattaki en büyük şansının doğru zamanda doğru yerde olmak olduğundan bahsetmiştik, fuarda bulunmak da Erbakan Malkoç için işte yine böyle bir zamandır. Tabiki doğru zamanda doğru yerde olmak tek başına bir şey ifade etmez, aynı zamanda vizyon gereklidir, azim gereklidir, çalışkanlık üretkenlik gereklidir, ondan sonra doğru zaman doğru yer çok değerlidir. O kamyonu fuara götürmek aslında yukarıda bahsettiğimiz her özelliğin Erbakan Malkoç’un damarlarında var olduğunun ispatıdır. Oysa sen kimsin ki fuarda Mercedeler le BMV lerle yarışacaksın daha dün tamirci çırağı idin, ama kahramanımız o lüx araç firmalarını bu günlerde kapısında bekletiyor, 6 ay sonrasına randevu veriyor, bunların hepsi azimle vizyonla inançla, her şeye rağmen inatla, bir insanın hayatında karşılaşabileceği en büyük olumsuzluklarla daha 11 yaşında tanışmasına rağmen, pes etmeyip hayata tutunup hayallerinin peşinden koşmakla oldu.
Fuarda o kamyon öylesine dikkat çekmiş ki abartısız fuarın en parlak yıldızı olmayı başarmıştır, o kamyon yeni yolculuğun sihirli bir anahtarı olmuştur Erbakan Malkoç’un, bizim tamirci çırağı kahramanımız bu araç sayesinden kendisini artık yaptığı işte en iyisi olduğunu ispatlamıştır. Fuarda Erbakan Malkoç’a aracını dizayn etmesi için o kadar çok kişi başvurmuştur ki Erbakan Malkoç o gün kaç kişinin kendisine aracını dizayn yaptırmak istediğini hatırlamamaktadır.
Erbakan Malkoç daha sonra kurduğu DİZAYN VİP isimli şirket ile adını dünyaya duyurmuştur, araçların içerisine uyguladığı metotlar, kullanım kolaylığı, şıklık, estetik ve zarafet ile birleşip kralların otobüslerine yerleşmiştir, bu gün dünyanın en popüler kişileri ve sayılı zenginleri araçlarının içinin dizaynı için Erbakan Malkoç’a gelmektedirler, kendisi ile bir öğle yemeği yemek için Paristen özel uçaklarını göndermektedirler. Bu gün DİZAYN VİP bünyesinde 100 den fazla profesyonel çalışan bulunmaktadır, aynı zamanda bu şirket ülkemize ciddi bir döviz girişide sağlamaktadır.
2013’te Uluslararası Marka Liderleri Zirvesi Lob’in Europe’ta “Avrupa’nın En İyi Otomobil Tasarımı Ödülü”nü kazanan DizaynVip, 2014’te ABD’nin en prestijli organizasyonu IMA IMPACT Teknoloji Zirvesi’nde “Dünya’da Otomobil Tasarımında Teknolojiyi En İyi Kullanan Firma” ödülünün de sahibi olmuştur.
        Erbakan Malkoç acı ve çilelerle dolu bir çocukluktan geçip tamirci çıraklığından araç tasarımı konusunda dünyanın en iyisi olmuştur, çarpıcı hayat hikayesi onun bir yıldız gibi parlamasına sebep olmuştur, hikayesi sadece meslek hayatında değil sosyal hayata kendisinden fazlaca konuşulmasına vesile olmaktadır. Elde ettiği eşsiz başarısı, o nun üniversitelere, STK’lara, TV’lere konuşmacı olarak davet edilmesini sağlamaktır, yaşadığı zorluklara rağmen elde ettiği bu büyük başarısı diğer insanlara ilham olmaktadır.


15 Ekim 2015 Perşembe

'BÖLGEYİ HAYVANCILIKTA PARLAK BİR GELECEK BEKLİYOR.'


Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Doğu Anadolu Bölgesi'nin hayvancılıkta önemli potansiyeli bulunduğuna işaret ederek, "Huzur ve güven ortamı sağlanır, terör sona ererse bölgeyi hayvancılıkta parlak bir gelecek bekliyor" ifadelerini kullandı.
Bayraktar yaptığı yazılı açıklamada, toplam koyun sayısının yüzde 46,3'ünün, keçi sayısının yüzde 36,8'inin, sığır sayısının yüzde 28,4'ünün, manda sayısının yüzde 23,2'sinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunduğunu vurguladı.
Doğu Anadolu Bölgesi'nin hayvancılık açısından yeterince verimli kullanılmadığına dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:
"Özellikle Doğu Anadolu Bölgesi'nin hayvancılıktaki potansiyeli tartışılmayacak kadar büyük. Huzur ve güven ortamı sağlanır, terör sona ererse bölgeyi hayvancılıkta parlak bir gelecek bekliyor. Normal koşullarda, bölgenin hayvancılıktaki üretimi olağanüstü rakamlara ulaşır, ülkemizde kırmızı et sorunu kalmaz. Terör sadece huzur ve güveni tehdit etmiyor. Terör ekonomik namlu olarak da başta bölge insanımız olmak üzere tüm ülkemize büyük zarar veriyor. Kaynaklarının heba olmasına sebep oluyor. Terörün bu boyutu asla unutulmamalı, tüm vatandaşlarımız terörü sona erdirmek için çabalamalı. Ekonomik gelişme için güvenlik şart."
Yıllık nüfus artışının yaklaşık 1 milyon olduğunu belirten Bayraktar, "Hem et ve et ürünleri hem de süt ve süt ürünlerinde tüketim giderek artacak. Kanatlıda bir sorun görünmüyor. Yumurta ve tavuk eti üretimimiz yeterli. Türkiye'nin özellikle halen yıllık 1 milyon tonu aşmış kırmızı et üretimini ve 18,5 milyon tona ulaşmış süt üretimini artırması gerekiyor. Bunun yolu da hayvan sayısını artırmaktan ve et ve süt verimi yüksek kültür ırklarına ağırlık vermekten geçiyor" değerlendirmesinde bulundu.


14 Ekim 2015 Çarşamba


KISSADAN HİSSE...

Ustaya başarısının sırrını sormuşlar... İki kelime demiş: - Doğru kararlar... 

Hepimizden farklı olarak sürekli doğru kararları nasıl alabildiğini sormuşlar: 

Tek kelime demiş: 

- Tecrübe... 

Bu tecrübe denen şeyin sırrı ne diye sormuşlar. 

Usta derin bir iç geçirmiş ve şöyle demiş: 

- Yanlış kararlar!