16 Aralık 2015 Çarşamba

KAYISI ÇEKİRDEĞİNE İLGİ ARTTI…
Ceviz, badem, Antep Fıstığı ve fındık fiyatlarındaki artış kayısı çekirdeğine yaradı. Tüketici çerez fiyatlarındaki artış yüzünden kayısı çekirdeğine yöneldi.
Son yıllarda Antep Fıstığı, ceviz, badem ve fındık fiyatlarında ciddi oranda artış yaşanması, geçen yıllara göre fiyatı yüksek olsa da tüketicileri alternatif olarak kayısı çekirdeğine yöneltti.  
Piyasada fındık, ceviz ve bademin 40-50 liraya, Antep fıstığının ise iç olarak 60-70 liraya satıldığını gören tüketici, 25-30 lira arasındaki fiyatı dolayısıyla kayısı çekirdeğini daha çok tercih eder hale geldi. Bu da iç piyasada kayısı çekirdeğinin satışını artırdı.  
Malatya Ticaret Borsası Başkanı Gürsel Özbey, kayısının hem Malatya hem Türkiye hem de dünya açısından önemli bir ürün olduğunu söyledi.  
Türkiye olarak kayısının bütün nimetlerinden faydalanılmaya çalışıldığını belirten Özbey, bu sene kuru kayısı rekoltesinin 80 bin ton civarında olduğunu, bunun yaklaşık 15-20 bin tonunun kabuklu çekirdek, 4 bin tonun da iç çekirdeğe tekabül ettiğini aktardı.  
Bu yıl kayısıda da zirai don nedeniyle bir miktar etkilenme olduğunu anımsatan Özbey, rekolte düşük olduğu için bunun kayısı çekirdeği fiyatlarına da yansıdığını ifade etti. Kayısı çekirdeği fiyatlarının şu anda perakende olarak 25-30 lira civarında olduğunu aktaran Özbey, "Yıllık 5-10 bin ton civarında bir kayısı çekirdeği oluyor. Bunun da yüzde 80-85'i yurtdışına ihraç ediliyor. Genelde İtalya, Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkelere ağırlıklı olarak kayısı çekirdeği ihraç ediliyor" dedi. 
Geçen sene tüketiciler ceviz yerine kayısı çekirdeği kullandı
Türkiye'de geçen sene tarım ürünlerinin rekoltesinin az olması nedeniyle ceviz, badem, fındık ve fıstık fiyatlarının yükseldiğini hatırlatan Özbey, şunları kaydetti: 
"Ülkemizde geçen yıl ceviz, badem, Antep fıstığı ve fındık rekoltesi biraz düşüktü. Ceviz, badem yerine alternatif ürünler düşünüldüğü zaman kayısı çekirdeği kullanılması neticesinde kayısı çekirdeği fiyatları da kendini korudu. Üreticimiz de bundan iyi gelir elde etmekte. Ceviz fiyatları 50 lira olunca kayısı çekirdeği 25-30 lira olunca tüketiciler ceviz yerine kayısı çekirdeği kullandı. Badem de 40-50 lira olunca bademin alternatifi ne olabilir? Kayısı çekirdeği olur. Tüketici bunu alternatif ürün olarak gördü. Bu yüzden fiyatlar üretici açısından makul seviyede seyrediyor."  
Kayısı çekirdeği ihracatının bu yıl artarak devam ettiğini vurgulayan Özbey, çerez olarak tüketilmesinin yanı sıra kozmetik alanında da kullanılan kayısı çekirdeği için pek çok ülkeden de talep geldiğini söyledi.  
Üreticilerin devamlı pazarda bulunmalarını öneren Özbey, üreticinin pazarı günlük takip etmeleri, arz ve talep dengesini korumaları sayesinde ürünlerini daha iyi değerlendirebileceklerini aktardı. 
"Satışlarımız arttı" 
Esnaf Ercan Öztürk de dünya piyasasında özellikle badem ve ceviz fiyatlarının yüksek olduğunu belirtti. Bunun da kayısı çekirdeği fiyatlarına yansıdığını dile getiren Öztürk, "Dünya piyasasında badem ve ceviz fiyatlarının yüksek olması bizde de çekirdek fiyatlarını yükseltti. Şu anda fiyatlar konusunda badem fiyatları 50-60 liradan seyrediyor, ceviz fiyatları yine öyle. Fındık da 50 lira civarında gidiyor ama fındık bu fiyatlarda da kalmaz daha da yükseleceğini düşünüyoruz. Kayısı çekirdeği fiyatları şu anda 20 ile 25 lira arasında değişiyor. Bunlar perakende fiyatlar, toptan bazda baktığımızda da bademe alternatif doğal çekirdeğimiz 20-25 lira arasında satılıyor" diye konuştu. 

Öztürk, piyasalardaki badem, ceviz ve fındığın fiyatlarının yüksek olmasının kayısı çekirdeğine tüketim anlamında da yaradığını vurgulayarak, "Badem, ceviz ve fındıkta fiyatlar yüksek olunca kayısı çekirdeğinde de bir yükseliş oldu. Satışlarımızda da önceki yıllara göre büyük bir artış var" dedi.  

9 Aralık 2015 Çarşamba

Yüksek fiyat tüketicilerin tercihini değiştirdi

Ebedi  LiderlikEBEDİ LİDERLİK

“Lider doğulur mu, yoksa olunur mu?” Tarih kadar eski bu soruya doyurucu bir cevap bulmak kolay değildir. Liderliğin zaman içinde değişen özellikleri, bu soruya cevap vermeyi zorlaştırır. Günümüzde sadece politik alanda ve iş hayatında değil, sivil toplum örgütleri ve spor kulüpleri dahil her türlü kurumda gerçek liderlere ihtiyaç duyulmaktadır. Somut ölçütler belirlenmediği için de, liderlik eğitimi ya lafta kalmakta, ya da verilen eğitim betimsel özellikler taşımakta ve amacına ulaşamamaktadır. 

Gerçek liderliğin içerdiği mücadele azmi, vizyon ve idealler, tarihin her döneminde ilham kaynağı olmuş ve kitleleri harekete geçirmiştir. Örneğin Atatürk’ün ülkenin en karanlık günlerinde ortaya koyduğu iyimserlik, kuvvetli bir karakter ve yılmadan çalışmak gibi “geleneksel” değer ve özellikler, hâlâ geçerliliğini sürdürmektedir. 

Romalı bir esir olan Spartaküs’ün 70 kişiyle başlattığı başkaldırı hareketi, 6 ay sonra 10 bin; bir yıl sonra da 100 bin kişiye ulaştı. Önceleri önemsenmeyen bu hareket daha sonra imparatorluğu tehdit eder duruma geldi. İlginç olan Spartaküs’e sadece esirlerin değil, - o günkü statüde esirlerden daha üstün ve özgür olan- köylülerin de katılmasıydı. Daha sonra Romalı bir asilin komutasındaki güçler, büyük güçlükle Spartaküs’ü yenmeyi başardı. Spartaküs’ü yenen ve o dönemde Roma’nın çok önemli bir şahsiyeti olan Crassus’un adını bugün hiç kimse hatırlamaz. Çünkü Crassus “kurnazlığı, fırsatçılığı, çıkarcılığı, ikiyüzlülüğü ve kaypaklığı” temsil ediyordu. Spartaküs’ün yaşadığı dönemde çevresinde böylesine bir güç toplamasının ve bugün de hatırlanmasının nedeni, sahip olduğu değerlerdir. Bu değerler, “eşitlik, adalet, özgürlük, paylaşma, kendinden çok çevresindekileri düşünmek”ti. 

Askeri tarih yazarı Freeman geleceğin liderlerine “işini bilmeyi, adam olmayı ve adamlarına sahip çıkmayı” öğütlemiştir. Zamandan ve kültürden bağımsız liderliğin belki de en yalın ve özlü tanımlarından biri, bu ifadede gizlidir. Bu ifadeyi günümüzün kavramlarıyla ortaya koymak istersek “işini bilme”nin mesleki yeterlilikle ilgili olduğunu, diğer özelliklerin ise kişilik, yetkinlik ve karakterle ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Baltaş Grubu olarak yaptığımız araştırmalardan ve deneyimlerimizden yola çıkarak bu kavramlara yetkinlik boyutunda “dinleme”yi, kişilik boyutunda da “karar ve kararlılığı” eklemeyi gerekli görüyoruz. 

İşini Bilmek 

“İşini bilmek”, sadece çok okumak ve “veri toplamak”la gerçekleşmez. Okuyarak edinilmiş bilgi, ancak soru sorulunca cevap vermeye ve “akıl satmaya” yarar. Kitap okuyarak bisiklete binmeyi veya gitar çalmayı öğrenmek mümkün değildir. Atalarımız bu durumu “Sokma akıl kırk adım gider” diyerek özlü bir şekilde ifade etmişlerdir. 

Verilerin (data) işe yarar kılınması, ancak bunlardan malumat (information), malumattan bilgi (knowledge), bilgiden de bilgelik (wisdom) elde etmekle mümkündür. Başka bir deyişle, öğrenilenlerin değer taşıması için, işlenmesi, hazmedilmesi ve özgün bir yorumla ortaya konması gerekir. İnsanları harekete geçirecek bir vizyona sahip olmak için entelektüel ve zihinsel birikim, bu birikimi yorumlayacak analitik zeka gerekir. Aksi takdirde ortaya koyulan vizyon değil, illüzyon olur. Tarih bu tür illüzyonların doğurduğu felaketlerle doludur. 

Adam Olmak 

“Adam olmak”, cinsiyetten bağımsız olarak kuvvetli bir kişiliğe ve değer sistemine sahip olmak, baskı altında bunlardan ödün vermemek, doğruluk ve dürüstlük–bir başka deyişle, özü sözü bir olmak-tır. 

Bir liderin kendisini koruması gereken en önemli duygu “kibir”dir. Yalnız başına kalıp sükûnet içinde biraz düşünen her insanın, “deryada zerre” olduğunu hissetmesi zor değildir. Ancak iktidarın gücü ve kişinin kendini aşırı önemsemesi, birçok liderin bindiği dalı kesmesine yol açan, kibir duygusunu doğurur. Kibrin her dinde en büyük günahlar arasında sayılmasının sebebi, kişinin hem kendisi hem de çevresi için yıkıcı sonuçlar vermesidir. 

Bir liderin aday olduğu veya bulunduğu pozisyonu doldurup dolduramayacağı konusuna iki soru ışık tutabilir. Birincisi “İşler iyi gitmediği zaman bu insana güvenilir mi?”; ikincisi de “Bu pozisyona gelmeden önce bu kişiyle ilgili fikriniz neydi?” Çünkü liderin çevresindeki veya onu izleyen birçok kişinin gözü, iktidar ışığından kamaşır ve gerçekleri göremez hale gelir. “Şeyh uçmaz, müritleri uçurur”, bunun halk arasındaki ifadesidir. 

Gerçek bir lider çevresine nitelikli insanları toplar. 2006 yılında katıldığım World Business Forum’da New York’un efsanevi Belediye Başkanı Rudolph Guilliani, uyguladığı altı liderlik ilkesinden birinin, “kendisinde olmayan özelliklere sahip insanları yakın çevresine almak” olduğunu söylemişti. Çevresine kendisinden daha iyi eğitimli, zeki, yakışıklı, ince zevkleri olan, hatta daha uzun boylu kişileri toplayarak onları yönetmek ve o insanların potansiyellerini ortak amaç için performansa dönüştürmek, gerçek bir olgunluktur. 

İş hayatındaki başarılı liderlik örneklerini konu alan ve çoğu üst düzey yöneticilere güzelleme niteliği taşıyan kitaplarda eksik olan boyutlardan biri, yöneticinin karakteriyle ilgili olan ahlaki boyuttur. Bu boyut, bu kitapları kaleme alanların kendi dünyalarında da bulunmadığı için, konu edilmez. 2008’in son çeyreğinde çıkan ekonomik krizin en önemli nedenlerinden biri budur. 

Adamına Sahip Çıkmak 

“Adamına sahip çıkmak”, “vefa”yla ilgilidir. İktidarı elinde bulunduranlar vefayı tek yönlü bir yol olarak görmeye ve bunu sadece çevrelerinden beklemeye meyillidir. Birçok yönetici, birlikte çalıştığı insanlara “kendi ihtiyaçlarını karşıladığı” ölçüde değer verir. 

Çalışanlar yöneticilerinin kendilerini önemsediğini bilirlerse ve zor durumda kendilerine destek olacaklarına inanırlarsa, yöneticilerini hayatlarının merkezine alırlar. Yöneticisinin kendisine değer verdiğini, onun sağlığıyla, sorunlarıyla ilgilendiğini bilen çalışan, kendini işine ve yöneticisine adar. (Örneğin savaş alanında alınan kararların sonuçlarının ölmek ve yaşamak anlamına geldiği durumlarda bu özelliğin önemi artar.) 

Dinlemek 

“Dinlemek”, liderlerde en sık görülen eksikliktir (bkz. Liderlik Davranışları Araştırması). Genel olarak liderler anlamaktan çok anlatmaya, dinlemekten çok konuşmaya eğilimlidirler. Kendilerine anlatılmak istenilenleri bildiklerini düşünürler ve zamanları çok dar olduğu için hemen sözü alarak, üstün fikirlerinden çevrelerindeki kişileri nasiplendirme yolunu seçerler. 

İyi dinlemek, insanların sadece söylediklerini değil, söylemediklerini de anlamaya imkân verir; hem karşı tarafı anlamayı mümkün kılar hem de ne yapılması ve ne söylenmesi gerektiğini ortaya çıkarır. 

Yöneticinin çevresindekileri dinlemesi, onlara samimi bir ilgiyle yaklaşması ve empati göstermesi anlamına gelir. Empati göstermek için kişinin karşısındakini kendisiyle eşit görmesi gerekir. Bu nedenle liderlik pozisyonundaki kişilerin empatik olması ender rastlanan, ancak bağlılık açısından büyük önem taşıyan bir özelliktir. 

Hangi işle meşgul olursa olsun, hangi alanda ve kurumda yöneticilik veya liderlik yaparsa yapsın, insanları etkileyerek yönetme sorumluluğu taşıyanların tarih bilmeleri gerektiğine inanıyorum. Çünkü tarih kişiye nasıl davranılması ve nasıl davranılmaması gerektiğini öğretir. Tarih, insanlar ve olaylarla, aynı zamanda sebep ve sonuçlarla ilgilidir. Bugün yaşadığımız olaylara bakarak hayata anlam yüklemek mümkün değildir çünkü yaşanan her olay, daha önce yapılmış ya da yapılmamış olanların sonucudur. Tarih bilmek, kişiye olayları bir bağlam içinde değerlendirme fırsatı verir. 

Karar ve Kararlılık 

Liderin en önemli özelliklerinden biri az bilgiyle, baskı altında, doğruya en yakın kararı verebilmesidir. Kararları ertelemek ve daha fazla bilgiye ihtiyaç duymak, verilecek kararı karar olmaktan çıkartıp meydana gelen duruma verilen tepkiye dönüştürür ve halk arasındaki “araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur” deyişini akla getirir. Bu durumda da “atı alan çoktan Üsküdar’ı geçer”. 

Karar verme açısından, geçen yüzyılın başı dahil olmak üzere, geçmiş dönemlerde liderliğin bugünkünden daha zor olduğunu düşünüyorum. Çünkü o dönemde kaynak, kayıt ve bulgular bugünkü kadar ayrıntılı ve düzenli değildi. Dolayısıyla bilgiye ulaşmak çok daha zordu. Bunun yanı sıra kitle iletişim araçlarıyla sağlanan “geniş topluluklara kısa zamanda etkili biçimde ulaşma imkânı” yoktu. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu öncesindeki 19 Mayıs 1919 – 29 Ekim 1923 arasındaki dönemi düşünürseniz ortaya çıkan sonucun önceden kestirilmesinin ne kadar imkânsız olduğunu görürüz. Bandırma Vapuru’na binmesi, bildiğimiz kadarıyla, Mustafa Kemal’in aldığı tek hesaplanmamış risktir ve burada da şansı yardım etmiştir. Vapurun İngilizler tarafından batırılacağı bilgisi Rauf Orbay tarafından kendisine verildiği halde Mustafa Kemal bu riski almış ve yolculuğa çıkmıştır. 

Efsanevi satranç ustası Kasparov’a göre, karar süreci her insanın parmak izi kadar özeldir. Kararla ilgili yöntemler bir dereceye kadar öğrenilebilir ancak “karar ve kararlılık” kişilikle çok yakından ilişkilidir ve ancak kişinin bu alandaki potansiyeli ölçüsünde geliştirilebilir. 

Kişilik açısından karar verme becerisini en çok etkileyen iki özellik iç uyum ve tedbirliliktir. Etkili karar için ortalamanın üzerinde bir iç uyum ve ortalama düzeyde tedbirlilik gerekir. Düşük iç uyum yüksek tedbirlilik karar vermeyi zorlaştırır. Buna karşılık yüksek iç uyum düşük tedbirlilik hesaplanmamış riskler içeren kararlar alınmasına neden olur. 

Sonuç 

Başlangıçtaki soruyu geri dönerek sıraladığımız liderlik özelliklerinden adam olmak başlığı altında ele aldığımız yüksek ahlak standartlarına ve etkili karar sürecine sahip olmak sonradan kazanılacak özellikler gibi gözükmemektedir. Buna karşılık belirli bir alanda uzmanlık geliştirmek, dinlemek ve adamına sahip olmak için vefa duygusu geliştirmek kişi kendini geliştirmek istediği ve zaaflarını erdem kabul etmediği ve kendisini geri bildirimlere açık tuttuğu takdirde geliştirilebilecek özellikler gibi gözükmektedir. 

Prof. Dr. Acar Baltaş







6 Aralık 2015 Pazar


HAYAT BU BAZEN...

                  Ben küçükken mahallede 10 kişilik bir gruptan dayak yemiştim.Adamsanız tek tek gelin dedim,sonra teker teker yeniden dövdüler.Eve gidince abim kim yaptı bunu sana, hemen bana göster onları dedi.Gittik, çocukları bulduk.Bir de abimle dayak yedik.Eve dönünce abim niye söylemiyorsun 10 kişi olduklarını diyerek beni tekrar dövdü...

5 Aralık 2015 Cumartesi

Yemeksepeti CEO’su Nevzat Aydın kimdir?
 
Nevzat Aydın, yemeksepeti.com CEO'su Türkiye'de trend topic (TT) oldu. Nevzat Aydın'ın isminin gündeme gelmesi yemeksepeti.com'un 589 milyon $'a satılması.
Nevzat Aydın ismi yine Türkiye’de TT oldu. Bunun sebebi ise Nevzat Aydın tarafından kurulan yemeksepeti.com’un 589 milyon dolar gibi yüksek bir meblağa satılması. Nevzat Aydın, yemeksepeti.com satışı ile şirketteki CEO görevine devam edecek. Peki NEvzat Aydın kimdir?
Delivery Hero, 589 milyon dolar (1 milyar 596 milyon TL) toplam değerleme üzerinden Yemeksepeti hisselerinin tamamını bünyesine kattı. Delivery Hero’nun Berlin’deki merkezinden yapılan açıklamada anlaşma teyit edildi. ABD’li e-Bay’in 2001 yılında kurulan Gittigidiyor’u 2011 yılında 217 milyon dolara satın almasından sonra Yemeksepeti anlaşması en büyük internet satın alması oldu.
Şirket yetkililerinden alınan bilgiye göre bu satın alma aynı zamanda global online yemek siparişi sektöründeki en büyük işlem olma özelliğini de taşıyor.
CEO Nevzat Aydın’ın Yemeksepeti’ndeki mevcut görevine devam edeceği ve Delivery Hero’nun yönetiminde aktif rol alacağı da belirtildi.
Yemeksepeti CEO’su Nevzat Aydın, “Global hedefleri, iş yapış tarzı ve kurumsal kültürü bizimle bu denli örtüşen bir iş ortağı ile yolumuza devam edecek olmak bizi çok heyecanlandırıyor. Şimdi artık 15 senelik deneyim, teknik bilgi ve bize has inovatif iş yaklaşımımızı, Delivery Hero ile birlikte daha geniş coğrafyalara yayma zamanı” dedi.
TÜRKİYE’NİN İLK GARAJ ŞİRKETİ YEMEKSEPETİ.COM’UN HİKAYESİ
Türkiye’nin en büyük online yemek siparişi sitesi olan Yemeksepeti, 2001 yılında kuruldu ve Türkiye’nin ilk garaj şirketlerinden biriydi. Yemeksepeti’nin kurucusu Nevzat Aydın, Boğaziçi Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği bölümünü bitirdikten sonra San Francisco Üniversitesi’nden MBA derecesini almak üzere Silikon Vadisi’ne gitti. Orada e-ticaretteki gelişmeleri inceleme fırsatı bulan Nevzat Aydın, gözlemlerinin sonucu olan “yemeksepeti.com” projesini hayata geçirmek üzere Türkiye’ye döndü. Nevzat Aydın şirketini birkaç yıl içinde en büyük online yemek sipariş platformu haline getirdi.
Kuruluşunun ardından hızla büyüyen şirket bugün itibariyle 62 ilde faaliyet gösteriyor. Şirketin bünyesinde 10 bine yakın üye restoran ve aylık aldığı 3 milyon siparişle, milyonlarca kullanıcıya hizmet veriyor.
Yemeksepeti Türkiye’nin yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Umman, Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan ve Yunanistan olmak üzere 7 ülkede daha operasyonlarını sürdürüyor.
NEVZAT AYDIN KİMDİR?
1976 yılında İstanbul’da doğan Nevzat Aydın, Bursa Anadolu Lisesi’ni bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek Silikon Vadisi’ndeki University of San Francisco’da MBA eğitimi aldı. Amerika’da bulunduğu dönemde e-ticaret ile ilgili gelişmeleri yakından takip eden Nevzat Aydın, yemeksepeti.com projesini hayata geçirmek için 2000 yılında Türkiye’ye döndü. Yemeksepeti.com ile ülkemizdeki e-ticaret anlayışına yepyeni bir boyut getiren Nevzat Aydın, yemeksepeti.com’un CEO’sudur. Nevzat Aydın, TOBB Genç Girişimciler Üst Kurulu Üyesi ve Galata Business Angels Kurucu Üyesi’dir.
Yemeksepeti.com, Microsoft ve DorukNet tarafından düzenlenen Altın Örümcek Web Yarışması’nda 2004 ve 2005 yıllarında organizasyonun en büyük ödülü olan Türkiye’nin “En İyi Web Sitesi” ödülünü 2 kez üst üste kazanmış ve “E-Ticaret” ve “Servisler” kategorilerinde de birinci olmuştur. Yemeksepeti.com, Altın Örümcek Web Yarışması’ndaki başarılarına 2006 yılında da yenilerini eklemiştir.
Yemeksepeti.com, 2007 yılında Endeavor Derneği Türkiye Ofisi tarafından ’Endeavor Girişimcisi’ seçilmiştir. Seçim aşamasında girişimci atılımcılık, yenilikçilik, ektik değerler, rol model potansiyeli, ekonomiye katkı ve Endeavor ile uyum gibi kriterler göz önünde bulundurulmuştur. Yemeksepeti.com böylece Endeavor Türkiye Ofisi ve Endeavor’ın dünya çapındaki destek ağından, sermayeye ulaşımda aracılık, stratejik danışmanlık, mentorluk ve tanıtım desteklerinden yararlanabilme şansını elde etmiştir. Nevzat Aydın, yemeksepeti.com’un kuruluşundan bu yana gerçekleştirdiği başarılı çalışmalar dolayısıyla 2010 yılında CNBC-e Business dergisi tarafından “Türkiye’nin En Başarılı Genç Girişimcisi” seçilmiştir.
Nevzat Aydın, 2010 yılında ABD Başkanı Barack Obama’nın 26–27 Nisan tarihlerinde gerçekleştirdiği Girişimcilik Zirvesi’ne tüm dünyadan davet edilen 150 girişimci arasında yer almaktadır.
2011 yılında kuruluşunun 10. yılını kutlayan yemeksepeti.com’un fikir babası ve CEO’su Nevzat Aydın, son olarak 2011 yılında Ekonomist dergisinin 3 bine yakın iş insanıyla yaptığı anketin sonuçlarından oluşan “Yılın İş İnsanları 2010″ araştırmasında “Yılın Erkek Girişimcisi” kategorisinde birinci seçilerek ödüllerine bir yenisini eklemiştir. 2011 yılı itibariyle aynı zamanda da Trabzonspor Yönetim Kurulu’nda bulunmaktadır.

Ayrıca Nevzat Aydın, Hollanda Girişimcilik Programı -HOPE (Holland Program on Entrepreneurship) tarafından 16.11.2011 tarihinde Hollanda’da gerçekleştirilen ‘Meet The Dragons’ (Ejderlerle Buluşun) etkinliğine yatırımcı olarak katılmıştır.

1 Kasım 2015 Pazar


YATIRIMCI  MALATYA'YA GELMİYOR

Yatırımcılar Malatya'yı artık yatırım yapılacak il olarak düşünmüyor. Önceki yıllarda Doğu bölgesinde  yatırım yapılacak iller arasında gösterilen Malatya teşvikli yatırımlarda son beş yılın en kötü dokuz ayını yaşadı.
malatyahaber.com yazarı, Malatya Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Eski Başkanı S.M. Müşavir Mustafa Bahadır Altaş, “Malatya da son beş yıllın ilk dokuz aylık döneminde ortalama  46  adet yatırımın teşvik belgesine bağlandığını, bu belgelerde ki yatırımın tutarının ise ortalama 904,5 milyon lira olduğunu, 2015 yılının ilk dokuz aylık Ocak-Eylül döneminde ise yeni yatırımlar için 32 adet   teşvik belgesi düzenlendiğini bu belgelerde ki yatırım tutarının ise 190 milyon lira olarak öngörüldüğünü belirterek,  2015 yılının ilk dokuz aylık Ocak-Eylül döneminde ise 5 adet yatırım teşvik belgesinin iptal edildiğini, İptal edilen belgedeki yatırım tutarının 15,5 milyon lira, öngörülen istihdamın ise 115 kişi olduğunu söyledi.
Altaş’ın verdiği bilgiye göre; Ekonomi Bakanlığına bağlı Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen teşvik belgelerinin Malatya ili için son beş yıllık dönemde ilk dokuz aylık yatırım ve istihdam bilgileri şöyle. 
Yıllar          Belge Adeti          Yat.Tut.Mil.TL.           Ön.İstihdam Kişi
2011              66                          500                                    2.003
2012               43                         488                                    2.390
2013               39                         2.098                                 1.725
2014               36                         532                                     909
2015               32                         190                                     717
Altaş şu bilgileri verdi; “2015 yılı ilk dokuz aylık dönemini geçmiş beş yıl ile göre kıyasladığımızda düzenlenen yatırım teşvik belgesinde yaklaşık yüzde elli , yatırım tutarında yüzde yetmiş beş ve öngörülen istihdam sayısında yüzde altmış oranında bir azalma olduğu görülmektedir.  Malatya'nın ekonomik olarak her geçen gün güç kaybettiğini, Doğuya yatırım yapmak isteyen yatırımcıların önceki yıllarda birinci il olarak tercih ettikleri Malatya'yı artık yatırım yapılacak il olarak düşünmediğini ve tercih etmediğini belirterek, 2014 yılında yaşanan ekonomik durağanlık giderek derinleştiğini, Bu olumsuz durum 2015 Yılı Ocak-Eylül döneminde gerçekleşen teşvik belgeli yatırımlardaki düşüşle net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Malatya ciddi şekilde Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'dan göç almaktadır. Yatırımların bu şekilde gerçekleşmesi durumunun devam etmesi halinde Malatya da var olan işsizlik artarak devam edecektir. Kamu yatırımların azaldığı bir dönemde yeni yatırımcıların da Malatya’yı tercih etmemesi konusunun ciddi bir şekilde ele alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Ekonomide yaşanan bu olumsuzluğunun, Türkiye genelinde yaşanan ekonomik durgunluğun yanından özellikle Malatya'nın Büyükşehir olması ile birlikte yeni beklentileri karşılamakta yetersiz kalındığından kaynaklanmaktadır. Ekonomik sosyal ve fiziki  acıdan yatırım ortamının iyileştirilmesi ile sektörel kümelenme çalışmalar yapılmaması halinde Malatya’yı gelecekte zor günlerin beklemektedir.”

24 Ekim 2015 Cumartesi

HAYALLERİNİ DÜNYAYA SATAN ADAM:

                   Erbakan Malkoç

Herkesin hayat hikâyesi değerlidir, herkes kendine göre bir şekilde feleğin çemberinden geçmiştir, zengini fakiri bir çok insan yaşadığı hayatın hikâyesini eşsiz bulur, herkes bu konuda kendine göre haklıdır da…Kimilerinin hayat hikâyesi öylesine etkilidir ki öylesine değerlidir ki, o hikayeler kimi zaman kitap olur karşımıza çıkar, kimi zamanda sinemalara film konusu olur öyle çıkar karşımıza…Dünyada genelde Amerikalıların başarı hikâyeleri ön plana çıkıyor, Amerika’da zorlukları aşarak zirveye çıkanlar genelde üniversite eğitimini yarıda bırakmaları ile ün salmış durumdalar, onların hikâyeleri öylesine etkileyici biçimde sunuluyor ki, ortaya öyle bir algı çıkıyor ki, inanılmaz derece kahramanların hayat hikâyeleri acı dolu oluyor. Örneğin Steve Jobs evinin garajında başlıyor Apple’yi kurmaya, bakın nasıl etkileyici değimli? Çalışacak bir atölyesi yokmuş adamın, evinin garajını çalışma mekânı olarak kullanmış! Oysa bizde İstanbul’da evinin garajı olan insan ultra zengin demektir. Yani ebetteki bu kişilerin mesleki başarıları, ticari başarıları tartışılmaz, ama geçmişleri çok acı dolu gibi, aşırı zorluklarla geçmiş bir çocukluk varmış gibi bir hikâye sunulması biraz aldatıcı, belki hikayelerini yansıtma biçimde bir pazarlama taktiğidir.Ülkemizde de filmlere taş çıkartacak, kitapları yazılsa yok satacak çok değerli başarı hikayeleri var, hem öyle evin garajında falan başlayan hikayeler değil, gerçekten feleğin çemberinden geçmiş, yaşadığı zorlukları dinleyip, geldiği noktayı görünce ağzınızın açık kalacağı türden hikayeler..
Bu günlerde yaşadığı hayat ve geldiği nokta ile sık sık karşımıza çıkan Erbakan Malkoç isimli bir kahraman var. Bu değerli şahsiyeti popüler yapan biraz yaptığı işin orijinalliği gibi gözükse de, aslında onun ismini duymamıza sebep olan şey çocukluğundan beri yaşadığı hayat ve o çok zor hayata rağmen başarısı ile ismini dünyaya duyurması oluyor.
Kahramanımız Ardahan’ın Göle ilçesinde 11 çocuklu bir ailenin son çocuğu olarak dünyaya geliyor, daha 11 yaşında insanın hayatta iken yaşayabileceği en büyük acılardan bir tanesini yaşıyor, anne ve babasını kaybediyor… 11 yaşındaki çocukları anneler babalar okullarına bırakıp alırken, o 11 yaşında yapayalnız kalıyor hayatta, çareyi İstanbul’da yaşayan abisinin yanında gitmekte buluyor.
İnsanın doğru yerde doğru zamanda olması hayattaki en büyük şansıdır, işte kahramanımızı bize tanıştıracak anda beklide hayatta doğru yerde ve doğru zamanda olmakla alakalı bir an. Küçük Erbakan’a soruyor abisi,
-Erbakan ne iş yapmak istersin? Nerde çalışmak istersin?
İşte o an, Erbakan Malkoçun hayallerini gerçekleştireceği yolculuğun başlangıcıdır aslında, hemen atılır Erbakan Malkoç,
– Araba tamircisinde çırak olmak istiyorum..
Ardahan’da yaşarken araba tamirciliği Erbakan Malkoç’un en büyük hayalidir, çocukken Ardahan’da gördüğü arabalara uzaktan hayranlıkla bakan Erbakan Malkoç’u o zamanlar sarmıştır tamirci çırağı olma hayali, tamirci çırağı olursa o muhteşem araçların nasıl gittiğini nasıl çalıştığını görecek, öğrenecek, o araçlara dokunma fırsatı yakalayacaktır. Bu hayal onun için öylesine büyüktür öylesine önemlidir ki, tamirci çırağı olma fırsatı onu dünyanın en mutlu insanı yapmıştır.
Erbakan Malkoç ne kadar mutlu da olsa tamirci çırağı olduğu için, aslında bu iş onun için acı demektir, göz yaşı demektir, aç kalmak demektir, dayak yemek demektir, dışlanmak, aşağılanmak demektir. Erbakan Malkoç’un şansı yoktur çalışmaktan başka, yaşıtları okula giderken o çalışıp eve ekmek götürmek zorunda dır. Ama onu başka bir sürpriz daha beklemektedir, çırak olduğu için ona ustaları ücret ödemezler, o yine hayalinin kurduğu işte çalışmaya devam eder, zaten 11 yaşındaki çocuk nerde çalışsa kim ne kadar ücret öder ki? Umutla çıraklıktan kalfalığa geçeceği günü bekleyip para kazanmaya başlayıp eve ekmek parası götüreceği günleri bekler. Beş yıl boyunca Erbakan Malkoç sabah kahvaltısı yapmamıştır, eve giderken trene binecek bilet dahi bulamamıştır. O beş yıl Erbakan Malkoç’un acılarına acı katmıştır, yaşanamayan bir çocukluğun üstüne çok zor ve çilerle dolu bir dönem daha eklenmiştir.
Erbakan Malkoç çocukluğundan itibaren farklı bir kişiliğe sahiptir, ilk okulu bir yıl erken bitirmiştir, zekidir, yeteneklidir, farkındalık yaratmayı çok sevmektedir. Kendisinin tabiri ile “iyi olmayı değil daha iyi olmayı” hedeflemiştir hep. Erbakan Malkoç’un hayat felsefesi ne yaparsa yapsın en iyisini yapmaktır, yapılmamışı düşünüp onu gerçekleştirmektir hep. Bu karakteristik özelliği onun tamirci çıraklığı zamanında daha fazla acı çekmesine sebep olmuştur, çünkü tamirci çırağı küçük Erbakan hep kendisinden büyük işlere kalkışmıştır, düşünülmeyeni düşünüp onu yapmaya çabalamak onun bu işler senin haddine değil denilip, ustalarından azar yemesine dahası dayak yemesine sebep olmuştur, ilk defa civa ile alarm yapmayı tamirci çırağı iken denemiştir, araçlara hatlı telefon takmayı da o zaman denemiştir, hem de 1990 ların başında daha dünyada da öyle bir teknoloji yok iken…
Aklına geleni yapma isteği ve yeni şeyler üretme hevesi ustaları tarafında genellikle hoş karşılanmamıştır, hep azar ve hep dayak yemiştir, sonunda da bu tür işlerden dolayı çalıştığı tamirhaneden kovulmuştur. Kovulmak Erbakan Malkoç için yeni bir başlangıçtır, belki farkında değildir ama onun içindeki cevherin onu zirveye taşımasına çok az kalmıştır. Tanıdığı birisi Erbakan Malkoç’a ortak dükkan açmayı teklif etmiştir, teklif hemen kabul edilmiştir, artık kahramanımız daha özgürdür, istediği her şeyi özgürce kendi dükkanında deneyebilecekti. İlk gün mesai sonunda ortağı Erbakan’a bir miktar para verir, bu neyin parası diye soran Erbakan’a ortağı günün hasılatı olduğunu söylemiştir. Peki Erbakan Malkoç bu para ile ne yapmıştır? Kendisi o parayı neye harcadığını anlatırken gözleri doluyor, kolay değil çünkü yaşadıkları, beklide o günleri tekrar yaşıyor o anları anlatırken… O paranın hepsi ile tren bileti almıştır, belki bir süre para kazanamam bu para ile tren bileti alıp en azında işe gelip gitmeyi rahat bir şekilde garanti alayım diye. Çünkü çoğu zaman işe gitmek için parası olmadığı için trenlere kaçak binmeye çalışmış ezilmiş yine dayak yemiş, trenden atılmıştır.
      Yeni iş yerinde hayallerini gerçekleştirme fırsatını yakalayan Erbakan Malkoç parada kazanmaya başlamıştır artık, eve ekmek parası götürür olmuştur, bir nebzede olsa çok zor geçen yıllar geride kalmıştır, tırnağı ile kazıya kazıya geldiği nokta onun için varış değil yeni ve daha büyük bir yolcuğun başlangıcıdır. Müşterileri ile iletişimi çok iyidir Erbakan Malkoç’un, müşterilerine verdiği taahhütleri harfiyen yerine getirmiş, asla bir işi zamanından sonraya bırakmamıştır, aynı zamanda da kendi işini kurduktan sonra hiçbir zaman müşteri gelecek diye beklememiştir, onun müşterileri her zaman çok fazla olmuştur. Kahramanımız biraz daha para kazanınca hemen kasası kapalı eski bir kamyon almıştır, amacı kamyonu baştan sona yenilemektir, soranlara yeni araç üreteceğim dediği zaman kendisinin delirdiğini söylemişlerdir. Ama daha iyiyi kendisine prensip edinmiş olan Erbakan Malkoç kimseye aldırmamış tam 4 ay boyunca o kasası kapalı kamyonda yatıp kalmış gece gündüz o kamyonu kafasındaki şekle sokmak için çalışmıştır, belki de ustalarından yediği dayaklar, kahvaltısız ve aç geçen günler hep bu kamyonu istediği hale sokmak içindir. Kader Erbakan Malkoç’u öyle bir ince çizgiden yürütmüştür ki sonunda vuslata erme vakti gelmiştir…

Yeni bir kırılma noktasının eşiğindedir Erbakan, dört ay uğraştığı bu kamyonu araba fuarına götürmeye karar vermiştir, bin bir zorlukla aracı fuara sokmayı başarmıştır. İnsanın hayattaki en büyük şansının doğru zamanda doğru yerde olmak olduğundan bahsetmiştik, fuarda bulunmak da Erbakan Malkoç için işte yine böyle bir zamandır. Tabiki doğru zamanda doğru yerde olmak tek başına bir şey ifade etmez, aynı zamanda vizyon gereklidir, azim gereklidir, çalışkanlık üretkenlik gereklidir, ondan sonra doğru zaman doğru yer çok değerlidir. O kamyonu fuara götürmek aslında yukarıda bahsettiğimiz her özelliğin Erbakan Malkoç’un damarlarında var olduğunun ispatıdır. Oysa sen kimsin ki fuarda Mercedeler le BMV lerle yarışacaksın daha dün tamirci çırağı idin, ama kahramanımız o lüx araç firmalarını bu günlerde kapısında bekletiyor, 6 ay sonrasına randevu veriyor, bunların hepsi azimle vizyonla inançla, her şeye rağmen inatla, bir insanın hayatında karşılaşabileceği en büyük olumsuzluklarla daha 11 yaşında tanışmasına rağmen, pes etmeyip hayata tutunup hayallerinin peşinden koşmakla oldu.
Fuarda o kamyon öylesine dikkat çekmiş ki abartısız fuarın en parlak yıldızı olmayı başarmıştır, o kamyon yeni yolculuğun sihirli bir anahtarı olmuştur Erbakan Malkoç’un, bizim tamirci çırağı kahramanımız bu araç sayesinden kendisini artık yaptığı işte en iyisi olduğunu ispatlamıştır. Fuarda Erbakan Malkoç’a aracını dizayn etmesi için o kadar çok kişi başvurmuştur ki Erbakan Malkoç o gün kaç kişinin kendisine aracını dizayn yaptırmak istediğini hatırlamamaktadır.
Erbakan Malkoç daha sonra kurduğu DİZAYN VİP isimli şirket ile adını dünyaya duyurmuştur, araçların içerisine uyguladığı metotlar, kullanım kolaylığı, şıklık, estetik ve zarafet ile birleşip kralların otobüslerine yerleşmiştir, bu gün dünyanın en popüler kişileri ve sayılı zenginleri araçlarının içinin dizaynı için Erbakan Malkoç’a gelmektedirler, kendisi ile bir öğle yemeği yemek için Paristen özel uçaklarını göndermektedirler. Bu gün DİZAYN VİP bünyesinde 100 den fazla profesyonel çalışan bulunmaktadır, aynı zamanda bu şirket ülkemize ciddi bir döviz girişide sağlamaktadır.
2013’te Uluslararası Marka Liderleri Zirvesi Lob’in Europe’ta “Avrupa’nın En İyi Otomobil Tasarımı Ödülü”nü kazanan DizaynVip, 2014’te ABD’nin en prestijli organizasyonu IMA IMPACT Teknoloji Zirvesi’nde “Dünya’da Otomobil Tasarımında Teknolojiyi En İyi Kullanan Firma” ödülünün de sahibi olmuştur.
        Erbakan Malkoç acı ve çilelerle dolu bir çocukluktan geçip tamirci çıraklığından araç tasarımı konusunda dünyanın en iyisi olmuştur, çarpıcı hayat hikayesi onun bir yıldız gibi parlamasına sebep olmuştur, hikayesi sadece meslek hayatında değil sosyal hayata kendisinden fazlaca konuşulmasına vesile olmaktadır. Elde ettiği eşsiz başarısı, o nun üniversitelere, STK’lara, TV’lere konuşmacı olarak davet edilmesini sağlamaktır, yaşadığı zorluklara rağmen elde ettiği bu büyük başarısı diğer insanlara ilham olmaktadır.


15 Ekim 2015 Perşembe

'BÖLGEYİ HAYVANCILIKTA PARLAK BİR GELECEK BEKLİYOR.'


Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Doğu Anadolu Bölgesi'nin hayvancılıkta önemli potansiyeli bulunduğuna işaret ederek, "Huzur ve güven ortamı sağlanır, terör sona ererse bölgeyi hayvancılıkta parlak bir gelecek bekliyor" ifadelerini kullandı.
Bayraktar yaptığı yazılı açıklamada, toplam koyun sayısının yüzde 46,3'ünün, keçi sayısının yüzde 36,8'inin, sığır sayısının yüzde 28,4'ünün, manda sayısının yüzde 23,2'sinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunduğunu vurguladı.
Doğu Anadolu Bölgesi'nin hayvancılık açısından yeterince verimli kullanılmadığına dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:
"Özellikle Doğu Anadolu Bölgesi'nin hayvancılıktaki potansiyeli tartışılmayacak kadar büyük. Huzur ve güven ortamı sağlanır, terör sona ererse bölgeyi hayvancılıkta parlak bir gelecek bekliyor. Normal koşullarda, bölgenin hayvancılıktaki üretimi olağanüstü rakamlara ulaşır, ülkemizde kırmızı et sorunu kalmaz. Terör sadece huzur ve güveni tehdit etmiyor. Terör ekonomik namlu olarak da başta bölge insanımız olmak üzere tüm ülkemize büyük zarar veriyor. Kaynaklarının heba olmasına sebep oluyor. Terörün bu boyutu asla unutulmamalı, tüm vatandaşlarımız terörü sona erdirmek için çabalamalı. Ekonomik gelişme için güvenlik şart."
Yıllık nüfus artışının yaklaşık 1 milyon olduğunu belirten Bayraktar, "Hem et ve et ürünleri hem de süt ve süt ürünlerinde tüketim giderek artacak. Kanatlıda bir sorun görünmüyor. Yumurta ve tavuk eti üretimimiz yeterli. Türkiye'nin özellikle halen yıllık 1 milyon tonu aşmış kırmızı et üretimini ve 18,5 milyon tona ulaşmış süt üretimini artırması gerekiyor. Bunun yolu da hayvan sayısını artırmaktan ve et ve süt verimi yüksek kültür ırklarına ağırlık vermekten geçiyor" değerlendirmesinde bulundu.


14 Ekim 2015 Çarşamba


KISSADAN HİSSE...

Ustaya başarısının sırrını sormuşlar... İki kelime demiş: - Doğru kararlar... 

Hepimizden farklı olarak sürekli doğru kararları nasıl alabildiğini sormuşlar: 

Tek kelime demiş: 

- Tecrübe... 

Bu tecrübe denen şeyin sırrı ne diye sormuşlar. 

Usta derin bir iç geçirmiş ve şöyle demiş: 

- Yanlış kararlar!

30 Eylül 2015 Çarşamba

Babaanne tarifleriyle girişimci oldu
 babaanne-tarifleri2

Fraser Doherty, genç bir girişimci. Babaannesinin yaptığı reçel tarifleriyle süpermarket raflarında kendine yer açan Doherty, şirketi SuperJam’i kurma fikrini 14 yaşındayken oluşturdu. İşe birkaç kavanozla başlayan Fraser Doherty, şimdi 24 yaşında ve her yıl 3 milyon dolar ciro elde ediyor. Ürünleri, 2 bin civarındaki süpermarketin raflarında tüketiciye sunuluyor. Ailesinin hayallerini gerçekleştirmesi için en büyük destekçisi olduğunu söyleyen Doherty, “Ailem hayatımda yapacağım en önemli şeyin, zevk aldığın bir işi yapmak olduğunu söyledi” diye konuşuyor.
SuperJam’in kurucusu Fraser Doherty’nin daha 14 yaşındayken büyükannesinin yaptığı reçeller ilgisini çekti. Bir gün büyükannesinden reçel tariflerini isteyen genç girişimcinin hayalinde bunları satmak vardı. “En büyük zorluk kendimi motive etmekti” diyen Fraser Doherty, bu tariflere çok inanıyordu. Yüzde 100 doğal meyve kullanılarak yapılan bu reçellerin, tüketici tarafından beğenileceğine emindi. İşte bu inançla yola çıkan genç girişimci, başarıya adım adım ilerledi. Kavanoz kavanoz işini büyüterek büyük bir süpermarket zincirine girmeyi başardı. 24 yaşında olan Fraser Doherty’nin girişimi SuperJam, şimdi dünya çapında aralarında Tesco, Wal-Mart ve Waitrose gibi şirketlerin de olduğu 2 bin süpermarkete ürün tedarik ediyor. Yılda 3 milyon dolarlık ciro yapan bir şirket olan SuperJam’in kuruluş hikayesi ve Fraser Doherty’nin yılmadan fikrini işe dönüştürme çabası yeni girişimcilere örnek olacak nitelikte. İşte bu nedenle Start Up, SuperJam’in hikayesini ve gelecek planlarını Fraser Doherty’e sordu. Genç girişimcinin sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:
Sizi bir girişimci olmaya ve SuperJam’i kurmaya iten neydi?
Kendi işimi kurmayı her zaman istedim. Bu, benim için asla zengin olmanın hayali değildi. Ben sadece her gün yapmaktan zevk alacağım bir şeyi bulmanın yolunu arıyordum. Büyük ihtimalle etrafımdaki yetişkinlerin zevk almadığı işleri yaptığını görüp ‘Daha iyi bir yol olmalı’ diye düşündüm. Ailem hayallerim konusunda çok büyük destek oldu ve hayatımda yapacağım en önemli şeyin zevk aldığım bir işi yapmak olduğunu söyledi.
Peki size daha 14 yaşında reçel yapıp bunları satmak için ilham veren ne oldu?
Bir akşamüstü, 14 yaşındayken büyükannemi ziyarete gittiğimde, o küçük mutfağında her zaman hatırladığım şekliyle reçel yapıyordu. Büyükannem İrlanda’da bir çiftlikte büyüdü ve her zaman en iyi reçelleri yapardı. Büyükanneme kendi tariflerini benimle paylaşmasını ve kendi kendime hobi olarak o reçellerden yapıp aynı zamanda komşulara ve marketlere satacağımı söyledim. Reçel yapmaya resmen aşık oldum ve 16 yaşındayken her gün reçel yapmak için okulu bıraktım. Çünkü kısa zamanda haftada bin kavanoz reçel yapmaya başlamıştım.
SuperJam’i kurarken yüzleştiğiniz zorluklar nelerdi? Bu zorluklarla nasıl başa çıktınız?
En büyük zorluk, kendimi motive etmemdi. O dönemde süpermarketler, fabrikalar ve diğer insanlar, benim fikrimin işe yaramayacağını söylüyordu. Süpermarketlerin ve fabrikaların nasıl çalıştığı hakkında hiçbir bilgim yoktu ama yüzde 100 meyveden oluşan çok güzel reçel yapmanın nasıl olduğunu biliyordum. Orada çalışan başarılı girişimcilerden ve şirketlerden tavsiyeler aldım. Bunların da ötesinde ilk girişimim olduğu için birçok farklı yöntemi denemeye uğraştım.
NASIL BİR STRATEJİNİZ VAR?
Küçük ölçekte başlayıp adım adım büyüme stratejisiyle hareket ediyoruz.
 “HER GÜN DAHA İYİSİNİ YAPACAĞIZ”
Super Jam için gelecek planlarınız neler?
SuperJam hala her gün büyüyor. Güney Kore’de büyük bir başarı yakaladık ve Çin ile Japonya’da lansman için hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Ayrıca markamı Türkiye’ye de getirmeyi çok isterim. Öte yandan yeni ürünler geliştirmeye devam ediyorum. Birkaç start up şirketine de yakınlarda yatırım yaparak katıldım. Her gün daha iyisini yapmaya odaklanıyoruz. Böyle yaparak doğru yöne doğru gideceğimizi düşünüyorum.
Girişiminizin başarılı olmasında etkili olan faktörler neydi?
Burada en önemli şey denemek. Birçok kişinin iş için fikri ve hayalleri var, ancak genellikle çok fazla denemiyorlar. Diğer insanların ne düşündüğünden korkmadan, sizin için doğru şey ne ise onu yapmak başarılı olmada en kilit nokta. Ben de böyle yaptım.
Reçellerinizi öncelikle evinizin mutfağında yaptınız, sonrasında üretim sürecini nasıl geliştirdiniz?
17 yaşındayken kendi reçel fabrikamı kuracak bir pozisyonum tabii ki yoktu. Bankadan kredi alamazdım ve ailemin o kadar parası yoktu. Ama ülkenin her yerine seyahat ederek bulabildiğim bütün reçel fabrikalarını gezdim. Burada birisini benimle çalışmaya ikna etmek için çalıştım. Çoğunluğu bana güldü ve “Hayır” dedi. Ve sonunda bana kapasitesinin bir kısmını ayıracak ve benim tariflerimi büyük kanallarda satmaya gönüllü olacak bir reçel fabrikası buldum.
Süpermarket raflarına girmek zordur. Raflarda reçellerin satılmasını nasıl sağladınız?
Süpermarketlere markanızı sokmak her zaman zor. Bu raflarda olmak isteyen ve oraya girmek için rekabet eden binlerce marka var. Benim girişimde ise “Alıcıyla buluşma günü” denilen platformda fikrimi tanıtma fırsatı bulmam etkili oldu. Burada İngiltere’nin en büyük süpermarket zinciri olan Waitrose’un ‘Senior Jam Buyer’ına fikrimi anlatmak için 10 dakikam vardı. Öncelikle hayır dediler ve bu fikrimin işe yaraması için neye ihtiyacım olduğunu anlattılar. Nihayet tariflerimde ve paket tasarımında birçok değişiklik yaptıktan sonra raflarında benim ürünlerimi denemek için ikna oldular.
“GİRİŞİMCİLER İŞ KURMAKTAN ASLA KORKMAMALI”
MENTORLUK ÖNEMLİ Benim gibi kendi işini kurmak isteyen girişimcilere korkmamalarını ve fikirlerini işe dönüştürürken çok az kaybetme şanslarının olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca onlara mentorluk yapacak, düşündükleri iş fikrini daha önce yapan kişilerden tavsiye almalarını öneririm.
İLHAM VERENLER En çok The Body Shop kurucusu Anita Roddick ile Ben and Jerry’s’in kurucuları Ben Cohen ve Jerry Greenfield’den ilham aldım. Bu kişiler, para kazanmak için işlerini en iyi şekilde yapmaya çaba gösteren girişimcilerdi. Özellikle toplum için yaptıkları benim için değerli. Bana göre de kazandıklarını topluma geri vermek önemli. Bu yüzden bakım evlerinde ya da yalnız yaşayan yaşlı insanlara özel yaptığımız ücretsiz çay partileri benim için önemli hale geldi.
GİRİŞİMCİLERİN SIKINTISI NE?
Birçok kişinin iş için fikri ve hayalleri var. Ancak genellikle çok fazla denemiyorlar.
İşiniz için sermayeyi nasıl yarattınız?
İş kurmaya başladığı sırada çoğu insan, sermaye için para ödünç almayı ya da yatırımcı tarafından desteklenmeyi ister. Benim durumumda ise küçük ölçekte başlayıp adım adım büyüme stratejim vardı. Önce 12 kavanoz, sonra 20, sonra 50 kavanoz reçel yaptım ve bu şekilde büyüdüm. Hiçbir zaman ödünç para almadım ya da hisselerimi yatırımcıya satmadım. Ayrıca ürünlerimi üretmeye ikna ettiğim fabrikayı ilk etapta yardımcı olması için bana uzun vadeli kredi verme imkanına da sahiptim.
Rekabette nasıl baş ediyorsunuz?
Normalde reçel, genellikle şekerden yapılıyor, yüzde 70 ya da 80’i böyle. SuperJam’inkiler ise yüzde 100 meyveden yapılan bir reçel. Markamızı tanıtmamızın en iyi yolu mağazalarda reçellerimizi test edecek çalışanları görevlendirmek. Çünkü herhangi birisi reçelimizi yediğinde, diğer reçelleri yemek istemiyor.


29 Eylül 2015 Salı






KAYISI FİYATLARI GEÇEN YILA GÖRE DÜŞÜK...




Fiyatlar Geçen Yılın Altında
Malatya'da geçen yıl dondan etkilenmesi nedeniyle fiyatların tavan yaptığı kayısıda bu yıl ürünün bol olması nedeniyle fiyatlar yüzde 60 oranında düştü.
Bu yıl kayısıda kaybın az olması nedeniyle fiyatlarda ciddi düşüş yaşandı. Geçen yıla oranla büyük fiyat farkının oluştuğu pazarda okulların açılacak olması nedeniyle de üretici ellerindeki kayısıları satmak zorunda kalıyor. Hem bayram hem de okul öncesi olduğu için kayısılarını pazara getiren köylüler ürünlerini 8-13 TL arasında satıyor.
Şire Pazarı’nda tezgahlarda gün kurusu kayısı 20 TL’den satışa çıkarılırken, bu fiyat geçen yıl iki katına çıkmıştı. Bu yıl kayısının olması nedeniyle fiyatlarında indiğini belirten esnaf, üreticinin kayısısını sabah 05.00 ile 09.00 arasında pazara getirdiğini ve uygun fiyata sattığını söyledi. Fiyatların yarı yarıya düştüğünü belirten esnaflar, kurban bayramı ile okulların açılacak olmasından dolayı üreticilerin ellerindeki mahsulü uygun fiyata sattığını belirttiler.

Pek çok insan gerçekleştirmek üzereyken vazgeçer.
Ancak karşılaştığın bir engelin, sonuncusu olmadığını
asla bilemezsin... CHUCK NORRIS
                          Sektörel Tecrübe Resimi


                                 PİCASSO'DAN BİR DERS...         

             Kadının biri Paris sokaklarında yürürken cadde üzerindeki bir kahvede resim çizmekte olan Picasso'ya rastlar.Yaptığının küstahlık olabileceğini hiç aklına bile getirmeyen kadın,Picasso'ya portresini çizmesini, karşılığında gereken ücreti vereceğini söyler.
               Picasso kabul eder. Birkaç dakikaya kalmadan orijinal bir Picasso resmi ortaya çıkıverir.
               Kadın "borcum nedir?" diye sorar.
               "Beş bin Frank"diye yanıt verir Picasso.
                Kadın,"Ama sadece üç dakikanızı verdiniz" diye kibarca itiraz edince,
                "Yo" der Picasso,"Hayatımı verdim."