23 Kasım 2016 Çarşamba

Tazedirekt’i Migros Satın Aldı.
 tazedirekt migros ile ilgili görsel sonucu

SON dönemlerde internet yatırımlarıyla dikkat çeken Hasan Aslanoba tarafından kurulan doğal gıda online alışveriş markası TazedirektMigros Grubu’na katıldı.
Tazedirekt’in Macrocenter’ın operasyonel deneyimi ile yoluna devam edeceğini söyleyen Migros Ticaret AŞ Genel Müdürü Özgür Tort, “Kısa sürede tüketicinin ilgisiyle karşılanmış, gönlünde gerçek bir yer edinmiş Tazedirekt’in operasyonel sebeplerle varlığını sürdürememiş olmasından dolayı üzüntü duyduk. Bu nedenle, Tazedirekt markasının yaşadığı operasyonel sorunları, Macrocenter’ın kuvvetli altyapısı ve hizmet kalitesiyle aşarak, müşterilerinin alışkın oldukları lezzetlere Tazedirekt ile ulaşmalarını sürdüreceğiz” dedi. Ayrıca Tort, Tazedirekt’in ayrı bir alışveriş platformu olarak yoluna devam edeceğini belirtti.Tazedirekt satışı ile ilgili olarak konuşan Tazedirekt.com’un kurucusu Hasan Aslanoba, “Tazedirekt benim çocuğum gibiydi. Çok emek verdim. Tazedirekt son 5 ayda ortalama yüzde 30’lık bir büyüme sağlamıştı. Ancak, maalesef bir takım operasyonel sorunlar nedeniyle devam ettirmemiz mümkün olmadı. Temellerini kurduğum ve kısa sürede müşterilerin gözünde ‘love brand’ olan markamı şimdi başka bir ‘Love mark’a teslim etmiş olmaktan dolayı son derece mutlu ve huzurluyum” diye konuştu.


13 Kasım 2016 Pazar

SÖĞLE PEYNİRİ

söğle peyniri ile ilgili görsel sonucu



Söğle peyniri 2 ay kar dolu kuyuda bekletilerek yapılıyor…
Antalya’nın Elmalı İlçesi’nde yıllardır üretilen Söğle peyniri, yaylalarda derinliği 10 metrelik içi kar dolu çukurlarda 2 ay bekletilerek yapılıyor. Peynirin kilosu 40- 45 liradan satılıyor.

Elmalı’ya bağlı Büyük Söğle ve Küçük Söğle mahallelerinde yıllardır devam eden bir gelenekle peynir üretimi yapılıyor. Adını mahalleden alan ’Söğle peyniri’, yörede yetiştirilen keçi sütünden üretiliyor.

Yazın 1800- 2500 metre arasındaki yaylalara çıkan keçi sürülerinden sağılan süt, 40 derecede pişiriliyor. Ardından kazanlarda mayalanarak oluşan peynir suyuyla beraber beyaz bez torbalara konularak süzülüyor. Bu şekilde 5- 15 gün arasında biriktirilen peynirler, daha önce tuzlanarak hazırlanan keçi derilerine dolduruluyor. Bu şekilde temmuz ayında 10 metre derinliğinde, içi kar dolu kuyulara bırakılan peynirler ekim ayı başına kadar bekletiliyor. İçi peynir dolu tulumlar imece usulü indirildiği kuyulardan yine aynı yöntemle alınıyor.


Söğle Mahallesi Bakırkuyular bölgesindeki kuyuların sahipleri Durmuş Kızılkaya, Asım Kaplan, Ramazan Gezer, Hüseyin Bayram, Gülsüm Türkdoğan ve Ali Kaya da imece usulü peynir derilerini kuyulardan çıkardı. Peynir üreticilerine Elmalı Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü arkeolog Durmuş Altan da eşlik etti. 


'BİZE KALAN KÜLTÜR MİRASI'

Hüseyin Bayram, "Bu peynir üretme yöntemi yörede yüzyıllardır devam ediyor. Dedelerimizden, babalarımızdan bize kalan bir kültür mirası. Biz de bu mirası yaşatmaya çalışıyoruz. Bu kuyuların tarihini bilmiyoruz. Ama binlerce yıldan geldiğini tahmin ediyoruz. Her kuyuya 20- 24 tulum atıyoruz. Her tulumda 60- 80 kilo arası peynir var. Peynirin kilosunu 40- 45 liraya satıyoruz. Pazar sorunu yok. Bu peynirin lezzetini bilenler buraya kadar gelip alıyor. Bir kısmını da Elmalı, Kumluca, Finike ve Demre pazarlarında satıyoruz" dedi.


25 Ekim 2016 Salı

“HEDEFİMİZ TEKNOKENT’İ YILDIZ HALİNE DÖNÜŞTÜRMEK”
İnönü Üniversitesi Malatya Teknopark ve Malatya Ticaret ve Sanayi Odası işbirliği ile düzenlenen toplantıda “AR-GE Reform Paketi” anlatıldı.
Malatya Ticaret ve Sanayi Odası 15 Temmuz Şehitleri Meclis Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıya Rektör Prof. Dr. Ahmet Kızılay, Malatya TSO Başkanı H. Hüseyin Erkoç, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İbrahim Türkmen, Fırat Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mesut Öztop, KOSGEB İl Müdürü Murat Seki, Bilim, Sanayi ve Teknoloji İl Müdürü Akif Gülaçtı, akademisyenler, sanayiciler ve öğrenciler katıldı.
Toplantıda konuşan Rektör Prof. Dr. Ahmet Kızılay, gerçekleştirilen programın üniversite-sanayi işbirliği açısından önemli olduğunu vurgulayarak uzun ve tecrübeli bir geçmişe sahip olan Malatya Ticaret ve Sanayi Odası ile henüz genç ama dinamik bir yapıya sahip olan İnönü Üniversitesi Malatya Teknokent’in birlikte çalışmalarının ciddi ve önemli sonuçları olacağını kaydetti. Malatya Teknokent’i bir yıldız haline dönüştürmeyi hedeflediklerini belirten Prof. Dr. Kızılay, sanayiciler ve genç akademisyenlerle birlikte AR-GE çalışmalarını yürütmek ve bu çalışmalara hız vermek için ne gerekiyorsa yapmaya hazır olduklarını ifade etti.
Malatya Teknokent’in kuruluş aşaması ve sonrasındaki gelişmeler ile ilgili Ticaret ve Sanayi Odası olarak yürüttükleri çalışmaları anlatan Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı H. Hüseyin Erkoç, her ne kadar Malatya Teknokent’in ortağı olsalar da yükün çoğunluğunu İnönü Üniversitesinin sırtladığını söyledi. AR-GE’nin önemine değinen Başkan Erkoç, ülkenin 2023 hedefleri doğrultusunda önemli çalışmaların yapılması gerektiğini, bunun ise ancak akıl teri ile mümkün olabileceğini belirtti.
Yapılan konuşmaların ardından sunumunu yapmak için kürsüye davet edilen İnönü Üniversitesi Malatya Teknokent Müdürü Yrd. Doç. Dr. A. Fatih Kocamaz, Teknokent ve çalışmalarını anlattı. Türkiye’nin 2023 yılına kadar gelişmiş ilk 10 ekonomi arasına girebilmesi ve yıllık 500 Milyar Dolar yapma hedefine ulaşabilmesinin ancak Teknokentler ve teknoloji üretimi ile sağlanabileceğini vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Kocamaz Teknokent’in önemi, ortaklık yapısı, avantajları ve stratejik hedefleri hakkında ayrıntılı ve geniş bilgiler verdi.
Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı Ahmet Yıldız ise sunumunda “AR-GE Reform Paketi ve İkincil Mevzuatı-4691 Sayılı Uygulama Yönetmeliği” hakkında detaylı bilgiler verdi.


18 Ekim 2016 Salı

'GİRİŞİMCİLİĞİMİZİN EN BÜYÜK DÜŞMANI 'GAYRIMENKUL PROJELERİ''
Etohum'un kurucusu Burak Büyükdemir, hedeflerine giden yolu ve en önemli engelleri anlattı.
BURAK BÜYÜKDEMİR ile ilgili görsel sonucu"Eğer Türkiye'de bir inovasyon müzesi kurulacaksa, O'nun hologram heykeli mutlaka bu müzede olmalı." Prof. Erhan Erkut'un Startup İstanbul etkinliğinde sahnede bu sözlerle tanıttığı kişi, Etohum'un kurucusu ve yöneticisi Burak Büyükdemir. Büyükdemir'le, 63 ülkeden girişimci ve yatırımcıları İstanbul'da topladığı Startup İstanbul'un hemen ardından konuştuk. Büyükdemir, Türkiye'de girişimciliğin önündeki en önemli engelin gayrimenkul sektörü olduğunu söylüyor. "Herkes inşaata yatırım yapıyor, internet girişimleri yatırımcı bulmakta zorlanıyor. Girişimlerin yüzde 50'si ilk yıl içinde kapanır. Riskli bir yatırımdır ama Türkiye'nin geleceğini kaybetmemek için yüksek teknolojiden vazgeçmemek gerek" diyor. Etohum, yüzde 70'i Burak Büyükdemir'in sahip olduğu, modanisa.com'un kurucusu Kerim Türe'nin ortaklığı bulunan ve Türkiye'de internetin 1 numaralı "meleği" Hasan Aslanoba'nın 1.2 milyon dolar yatırımla yüzde 10'unu satın aldığı bir girişim. Hem girişimcileri yatırımcılarla buluşturan Startup Türkiye ve Startup İstanbul'un organizatörü, hem de bizzat parlayacak girişimlerin peşinde olan bir yatırımcı.
Bir tek girişimci korkup katılımını iptal etmedi
Bu yıl tüm kara bulutlara rağmen çok başarılı bir Startup İstanbul etkinliğine imza atıldı. Büyükdemir'in "domino etkisi yaratacak" dediği TOBB desteği belirgin bir fark yarattı. ABD'den Moritanya'ya Pakistan'dan tüm Avrupa ülkelerine kadar geniş bölgeden yaygın bir katılım oldu Startup İstanbul'a. Hem de OHAL'de, zor günlerin hemen ardından. Büyükdemir, ABD'den davetli 30 konuşmacının 20'sinin son gelişmelerden sonra tedirgin olduğu için Türkiye'ye gelmediğini ancak girişimcilerin yoğun katılım gösterdiğini anlattı: "Girişimcilerin bir tanesi bile ziyaretini iptal etmedi. Çünkü risk alan insan girişimci. 15 Temmuz sonrası ABD'de medyanın Türkiye'ye bakışı inanılmaz yanlıydı ve olduğundan daha dramatik hale getirdiler olayı. Amerika'nın ve bazı Avrupa ülkelerinin 'Türkiye'ye gitmeyin' uyarıları var. Bu nedenle Amerika'dan gelmeyen mentör ve yatırımcılar oldu. Ama gelenler Türkiye aşığı insanlardı. 63 ülkeden 1000 kişi getirdik İstanbul'a."
Bundan 4 yıl önce girişimcilere yatırımcıyla ve mentörlerle buluşması için bir ekosistem yaratma hedefiyle başlatılan Startup İstanbul'un bögesel bir toplantı haline gelmesi 2 Pakistanlı katılımcı ile başlayan bir süreç olmuş. Büyükdemir bu ilk temasın ardından Pakistan'a gidip oradaki yetkililerle girişimcilerin Türkiye'ye gelişini kolaylaştıracak bir anlaşma yapmış. "Etohum olarak oranın Biletix'i olarak adlandırılan Bookme.pk adlı bir siteye de yatırım yaptık. Başka bir yatırımcı olmadığı için Pakistan'da çok değerli olduk. Bu yıl Startup Türkiye'ye aldığımız 25 bin başvurunun yüzde 18'ini Pakistan'dan aldık. Hindistan'dan da çok yoğun girişimci geliyor Startup İstanbul'a." İstanbul'un bölge ülke girişimcileri için yaşamak açısından bir cennet olduğunu vurguluyor Büyükdemir. THY'nin sağladığı ulaşılabilirliğin önemli bir kriter olduğunu anlatan Büyükdemir, üçüncü önemli faktörün ise vize olduğunu, Türkiye Dışişleri'nin toplantıya gelecek girişimcilere randevu kolaylığı sağlama yolunda önemli destek verdiğini anlattı.
"Hiçbir ülke 63 ülkeden girişimciyi bir araya toplayamaz bu dönemde. İstanbul'un bu geniş bölgenin girişimcilerinin toplanabileceği bir yer olduğuna inanıyorum" diyen Büyükdemir, İstanbul'un bölgenin Silikon Vadisi olabilmesi için yapılması gerekenleri anlattı: Sanayi devriminin kaynağı petrolse, dördüncü sanayi devriminin kaynağı insan... İnsan önemli bir değer ve onu belirli bir bölgeye çektiğinizde orada inovasyon çıkıyor. Silikon Vadisi böyle oluştu. Geçen yıl bölgedeki 1 milyar doların üzerindeki şirketlerin yarısı göçmenler tarafından kurulmuş. Sır belli. Dünyadaki yetenekleri çektiğinizde bu işi başarıyorsunuz. Sanayi devriminden sonra nasıl en iyi petrol kaynağını bulmanız gerekiyorduysa şimdi de en iyi insan kaynağını bulmak zorundasınız. İnsan kaynağımız çok güçlü ülke olarak, harika gençlerimiz var ama bu dönemde homojen olarak kalamayız. Bütün dünyadan yetenekli insanları cezbedip buraya getirmemiz ya da onlarla birlikte çalışmamız lazım. Bizim İstanbul'u girişimciliğin başkenti yapabilmemiz için düşünce yapısı setini değiştirmemiz gerekiyor."
Tüm yasal altyapı değişmeli startup vizesi getirilmeli Büyükdemir'e göre eğer Türkiye olarak düşünce yapımızı değiştiremezsek 10 yıl sonra otomobilin motorunu ve kaportasını üreten ama yazılımını üretemeyen bir ülke olacağız. Peki nasıl bir değişimden bahsediyor? "Hükümeti sivil toplum örgütü girişimcisi bir masada oturmalı ve bugün olduğu gibi güç savaşına girmeden, iletişim kurarak yapıyı girişimcilik yönünde değiştirmeli. O zaman herkes kazanacak, şu anda herkes işe sahip olmak için savaşıyor. Rakip ülkeler teknolojide inanılmaz adımlar atarken biz tarım ve tekstil ülkesi olarak kalacağız bu şekilde. Yasal altyapının değişmesi şart,. Şu anda Türkiye'de yabancı çalıştırmak isteyenin burnundan getiren bir yapı var, nasıl olacak bu şekilde. Biz bir yabancı çalıştırmak istedik ve oturma izni randevusu almak için 3 ay uğraştık. Bizim startup vizesi gibi yeni bir uygulama başlatmamız lazım. Girişimcinin oturma izni şartlarını kolaylaştırmamız lazım. Teknopark yasasını değiştirmek gerek, illa bir yere teknoloji vadisi dediğimizde oradan 3 kilo inovasyon çıkacağına inanmamamız lazım. Silikon vadisinin görsel şartlarını kopyalayarak biz buraya düşünce yapısını getiremeyiz. Binalar değil insanlar yapıyor inovasyonu. Binlerce girişimciyle konuşuyorum, onlara burada iş açmalarını kolaylaştırdığımızı söyleyelim örneğin Pakistanlı girişimcilerin yüzde 80'i gelir."
Kırık cam teorisi ve kravatsız girişimcilik...
Girişimcilik ve kamu, çok birbirine uyan yapılar değil. Büyükdemir bu uyumsuzluğun yarattığı tehlikeyi anlatıyor: "Devletin olduğu toplantılar öyle ağır bir yapıda oluyor ki bu, girişimciye uymuyor. Devleti de bu işe katarak devletin düşünce yapısını değiştirmemiz gerekiyor. Girişimci kravat takınca orası farklı bir dünya oluyor ve rahat hissedememeye başlıyor. İlk toplantıyı Çırağan'da yaptık, bir baktım tüm girişimciler kravat ceket gelmiş. Orası saray ve öyle olmak zorunda hissetmişler. Bunlar detay geliyor belki ama önemli. Kırık cam teorisi var, bilir misiniz? Bir boş binanın bir tek camı kırılırsa bütün camları kırılırmış, ama hiçbir camı kırılmazsa kimse kırmıyormuş. Yani birisinin o kravatı takması o düşünce yapısına gitmemizi sağlıyor. Etki altında kalmadan rahat düşünme... Hiyerarşi olduğunda senin bilgini eziyor biri, eleştirip fikrini söyleyemiyorsun. Orada inovasyon çıkmıyor."
Başarılı çıkış hikâyelerine ihtiyacımız var
"Melek yatırımcı sayısının artması için artık başarı hikâyelerine ihtiyacımız var. Bir yatırımcının "Ben iki yıl önce 4 yatırıma ortak oldum, ikisi gelişti ve onlardan çıktım" demesine ihtiyaç var. Çıkış pazarının oluşması lazım. Biz Etohum olarak henüz hiçbir yatırımdan çıkmadık. Son 10 yılda Türkiye'de çıkış sayısı da 20'yi geçmemiştir. Ürünlerimiz var satacağımız pazarımız yok. Tüm dünyada ortalama çıkış süresi 7 ila 10 yıldır. İyi startupların çoğu satıldı, bizim iyi yeni startuplar çıkarmamız lazım."
En büyük pişmanlığı...
Türkiye'de başarısız oldu, ABD'de milyar dolar değere ulaştı
"Beni etkileyen girişimlerden biri Türkiye'de başarısız olmuş ama Amerika'ya gidip başarıyı yakalayan udemy'dir. Eren ile ODTÜ Teknopark'ta iken tanışmıştık. Eğitim konusunda online'da bir site hazırladı ama olmadı, o da kapatıp yazılımcı olarak ABD'ye çalışmaya gitti. 6 ay çalıştı sonra ayrıldı ve Türkiye'de yapmaya çalıştığı işi yeniden başlattı. Udemy şu anda milyar dolar değere ulaştı, onlineda dünyanın top 10 şirketinden biri... Ne kadar üzülüyorum şimdi ona yatırım yapmadığım için..."
En iyi tutan yatırımı
30 M2'de başladılar şimdi 10 bin M2'lik depo ve kâr var
"Evidea bizim Etohum olarak ortak olduğumuz ve güzel giden bir proje. Ev dekorasyon online'ı. İki girişimcinin 30 metrekarede kurduğu bu iş bugün hızla büyüyor. Onları tanıdığımda 3 kişi günde 3 sipariş alıyorlardı. Biz ortak olduktan sonra melek yatırım aldılar. Sonra ABD'nin en büyük verture capital'lerinden biri olan Tiger Global girdi ve 4 sene icinde 8 milyon dolar yatırım yaptı. Şu anda açıkara en öndeler, 200 çalışan ve 10 bin metrekarelik depomuz var. Başabaş noktayı geçiyorlar, kâra geçmeye başladılar."
En etkileyici yatırım
Yatırımcıyı havaalanına bırakırken fikir anlattı, milyon dolar kapısını açtı
"Startup İstanbul'da geçen yıl ikinci olan idrove, Endonezya'dan gelen bir şirket, 100 bin dolarlık bir yatırım aldı. Sonra bu girişim merkezini San Francisco'ya taşıdı ve orada 3.5 milyon dolarlık yatırım aldı. Bilkent mezunu Ozan'ın kurduğu anonim chat uygulaması yapan connectedtome bir süredir Türkiye'de yatırımcı arıyor ama bulamıyordu. Bir önceki yıl Startup İstanbul'da 500Startup'ın kurucusu Dave Mcclure ile tanıştı Ozan ve onu arabası ile havaalanına bıraktı. Fikrini yolda anlatıp yatırımı aldı. Adam arabadan indikten hemen sonra cep telefonlarına sözleşme gelmiş, e-mizayla göndermişler. 2 hafta içinde yatırım hesaplarına geçtikten sonra bu girişim 3 ayda Türklerden 2 round yatırım aldı. Şu anda 8.5 milyon üyesi var ve karlı bir hale geldi. San Francisco'da merkezlerini kurdular, değerlemeleri 30 milyon dolarlara çıktı."
En ilham verici hikaye
Ürdün'de bir girişimci çıkıp Jeff Bezoz'un ilgisini çekebiliyor
"Ödeal.com, 2014'te Startup İstanbul'da sunum yapmıştı, bu girişime Sanko Online 7 milyon TL yatırım yaptı. İnvidio sunum yaptı, o da 400 bin dolar yatırım aldı. Funnymade sunum yaptı, şu anda en çok indirilen uygulamalar listesinde Amerika'da lider durumda. Kurucusu Nokia Finlandiya'da çalışırken Türkiye'ye döndü, İTÜ Teknokent'te işini kurdu ve 10 yılda kara geçti, Şimdi Amerika'da büyüyorlar. Bu sene birinci olan Ürdün'lü cashbasha, Amazon'dan kredi kartı ile yapılan alışverişi kapıdan ödemeye dönüştürüyor. Altyapıyı yapmalarının hemen ardından Amazon onlarla temasa geçmiş. Jeff Bezoz Ürdün'de bu şirketle görüşecek. Ürdün küçücük bir ülke, bu Türk girişimcileri de motive etmeli. Türkiye'den de global başarılar çıkabilir."
"İkinci ve üçüncü nesil sanayicilerimizin hepsi inanılmaz iyi eğitimliler. Birkaç yıl sonra parayı onlar yönetiyor olacaklar ve onlar girişimcilik yönündeki değişime hazır. Bürokraside de politikada da yeni bir nesil geliyor, çok iyi eğitimli bir nesil. Onlarla birçok şeyin kırılacağına inanıyorum."


22 Ağustos 2016 Pazartesi

Girişimcinin gözdesi keçi çiftlikleri oldu.Girişimcinin gözdesi keçi çiftlikleri oldu
Bundan birkaç yıl öncesine kadar 30’u geçmeyen keçi çiftliklerinin sayısı, bugün Türkiye genelinde irili ufaklı olmak üzere 300’e yaklaştı. Büyüklüğü de 1 milyar TL’ye yaklaşan keçi sütü ve keçi yetiştiriciliği sektörü, girişimcilerin en çok rağbet ettiği alanlardan biri olmaya başladı. Birçok keçi çiftliği şimdi kendi markasıyla süt, yoğurt ve süt tozu gibi ürünler üretmeye hazırlanıyor.
Hayvancılık sektörüne son yıllarda büyük bir ilgi var. Hayvancılıkta girişimcilerin iştahını kabartan alanlardan biri de süt keçisi yetiştiriciliği. Türkiye genelinde irili ufaklı olmak üzere toplam keçi çiftliği sayısının 250-300 adet arasında olduğu tahmin ediliyor.
Bundan 5-6 yıl öncesinde bu çiftliklerin sayısı 30’u geçmiyordu. Bunların bir kısmı süt ve süt ürünleri üretirken, bir kısmı ise sadece damızlık hayvan satışı gerçekleştiriyor. Keçi yetiştiriciliğinin yapıldığı bölgeler arasında Ege ve Marmara başı çekiyor. Ancak Antalya, Kahramanmaraş, Isparta, Çankırı gibi illerde de keçi çiftliklerine rastlamak mümkün.
Yapılan hesaplar, bu işletmelerden elde edilen süt miktarının yıllık 250 bin ton civarında olduğu yönünde. Sektörün toplam cirosunun 1 milyar TL’ye ulaştığı da yine yapılan tahminler arasında. Keçiden elde edilen sütün anne sütüne en yakın süt olması nedeniyle keçiden elde edilen ürünlere olan talep oldukça artmış durumda.
Süt amaçlı kurulan işletmelerde doğan ve damızlık değeri olmayan oğlakların değerlendirilmesinde ise sıkıntılar yaşanıyor. Oysa kırmızı et açığı olan ve kırmızı et fiyatının dünya ortalamasının çok üzerinde olduğu Türkiye’de bu keçilerin alternatif bir kırmızı et kaynağı olabileceği belirtiliyor. Bu hafta Türkiye’deki keçi çiftliklerinin yeni dönem yatırım planlarını araştırdık.
YOĞURT ÜRETECEK
Funda Özer Baltalı tarafından İzmir’in Seferihisar ilçesinde kurulan Baltalı Gıda’da, 130 dönümlük bir arazide çiftlik ve mandıra yer alıyor. Çiftlikte bin keçi bulunuyor. Civardaki toplam 17 çiftlikten de süt toplanıyor. Günde üretilen 10 ton sütün 5 tonu günlük UHT süt olarak işleniyor, geri kalanı ise peynir üretiminde kullanılıyor. Baltalı, Unilever, Kahve Dünyası gibi şirketlere de süt tedarik ediyor.
Ürünler, Türkiye genelinde 2 bin civarında noktaya ulaşıyor ve aylık 1,5 milyon TL ciro yapılıyor. Funda Özer Baltalı, kapasite artırımı da planladıklarını ifade ediyor. AR-GE çalışmaları sonucunda bir yoğurt ürettiklerini ve bu ürünü kısa bir süre sonra raflara çıkarmaya hazırlandıklarını vurgulayan Baltalı, “2015’te 12 milyon TL ciro elde ettik. 2016’yı 18 milyon TL ciro ile tamamlamayı hedefliyoruz” diyor.
Sektöre yeni olarak dondurma, yoğurt, süt tozu gibi ürünlerle yatırım yapmaya hazırlanan çiftlikler de var. Bu çiftliklerden biri olan Arşin Hayvancılık, Ankara’nın Beysukent ilçesinde faaliyet gösteriyor. Çiftlikte 3 bin 842 adet keçi bulunuyor. Arşin Hayvancılık Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Çamlıca, kısa zamanda keçi sütünden dondurma üretimi gerçekleştirmeye başlayacaklarını belirtiyor. Şirketin önümüzdeki beş yıllık büyüme planları çerçevesinde ise keçi sütünden meyveli yoğurt, pastörize keçi sütü ve keçi süt tozu imalatı hedefleniyor.
YENİ YATIRIMLAR VAR
Adana Salbaş’ta yer alan Kuruçeşme Keçi Çiftliği ise 2014 yılında kurulan yeni yatırımlardan biri. Ulusoy Tekstil firmasının sahiplerinden Murat Ulusoy’un doğal ürün arayışı sonucu hayata geçirdiği Kuruçeşme Keçi Çiftliği’nde 300 anaç ve 100 yavru keçi bulunuyor. Günlük 300 litre, yıllık 108 ton süt üretme kapasitesine sahip olan çiftlik, yerel ve butik bir üretim gerçekleştiriyor.
Yılda 12 ton peynir üretiliyor. Ulusoy, “Şu anda sanal ortam ve bayi ağı olarak 15 noktadan dağıtım yapıyoruz. Hayvan barınaklarımızı daha modern ve kolay yö-netilebilir hale getirmek istiyoruz. Bölgemizde bu alanı kapsayan bir teşvik olursa bu yatırımları yapmak istiyoruz” diye konuşuyor.
MARAŞ DONDURMASI İÇİN…
Dondurmasıyla ön plana çıkan Kahramanmaraş, sektörün en çok umut vaat ettiği iller arasında yer alıyor. Bu anlamda kentte keçi sütüne yönelik oldukça önemli bir talep var. Kahramanmaraş’ın Türkoğlu ilçesinde 2012’de faaliyete geçen Beysan Alaybeyoğlu Çiftliği, ünlü Maraş dondurması için önemli üreticiler arasında yer alıyor. Toplam bin 750 hayvan kapasiteli olan çiftlikte, günde 500 kg süt üretimi gerçekleştiriliyor.
Çiftliğin kurucularından Ömer Alabeyoğlu, bu ayın sonunda bin kg süt üretim kapasitesini ulaşacaklarını belirtiyor. Yıl sonunda ise toplamda 300 bin kg civarında keçi sütü üretimi hedefleniyor. Alabeyoğlu, “İlimiz dünyaca ünlü Ma-raş dondurmasının üretim merkezi konumunda. Gerçek Maraş dondurması da keçi sütünden üretilir. Dolayısıyla keçi sütü talebinin Maraş bölgesi için artacağını öngörüyoruz” diyor.
DAMIZLIK KEÇİ ÜRETİMİ
Süt, yoğurt üretimi dışında damızlık keçi satışı yapan çiftlik yatırımlarında da artış var. Örneğin Çankırı’da yer alan Ademoğlu Keçi Çiftliği, Selçuk Bilgi’nin 2009 yılında 5 bin m2’lik bir arazide 13 adet Saanen keçisi satın almasıyla faaliyete başladı. Devletin verdiği canlı hayvan alımı faizsiz kredisi ile şu an çiftlikte 800’den fazla keçi bulunuyor. Asıl faaliyet alanı damızlık keçi üretimi.
Bilgi, 17 bin 500 m2 alanda aynı anda bin 500 keçinin barınabileceği AB standartlarında üretim yapabilecekleri yeni bir çiftlik kurduklarını ifade ediyor. Selçuk Bilgi, “Sütü işlemek için çiftliğimizin yanında yeni bir arazi aldık. 6 bin m2 alan üzerinde toplam günlük 10 ton peynir, yoğurt ve süt üretimi yapabilecek bir tesis kuruyoruz. Çocuklar için meyveli ve sade yoğurt yanında süt de üretmek istiyoruz” diye konuşuyor.
Yine damızlık keçi satışı gerçekleştiren çiftliklerden biri olan Keçi Yurdu, 2011 yılından bu yana İzmir’in Hasanlar Köyü’nde faaliyet gösteriyor. Çiftlikte 300 adet anaç, 250 adet dişi damızlık oğlak ve 25 adet teke bulunuyor. Çiftliğin sahibi Metin Sayar, damızlık keçi satışının yanı sıra, sağılır 210 keçiden yıllık 130-150 bin ton arası süt üretimi gerçekleştirdiklerini ifade ediyor. Sayar, “Türkiye Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği’nde süt veriyoruz. Ayrıca Keçi Yurdu markası altında yüzde 100 keçi tulum peyniri üretiyoruz” diyor.
MADO’DAN SOSYAL SORUMLULUK PROJESİ
Mado markasıyla bilinen Yaşar Dondurma’nın da Kahramanmaraş’ta 58 dönüm üzerine kurduğu bir keçi çiftliği var. Aslında bu bir sosyal sorumluluk projesi. Asıl hedef çiftçiyi evinde istihdam etmek ve göçü önlemek. Bu projede Mado’nun doğuma hazır keçilerinden Ziraat Bankası’ndan kredilendirilerek iki yıl ödemesiz beş yıl vadeli hayvanlar veriliyor. Taksitleri ise Mado’ya ürün satışıyla ödeniyor.
Çiftlikte bin 350 hayvan bulunduğunu söyleyen Mado Genel Koordinatörü Mehmet Yılmazoğlu, günlük 1,2 ton civarında keçi sütü üretimi gerçekleştirildiğini belirtiyor. Diğer üreticilerden ise ortalama 8 ton civarında alım yapılıyor. Bu süt, börek, dondurma ve reçel üretiminde kullanılıyor ve Mado’nun kendi mağazalarında satışa sunuluyor. Yılmazoğlu, “Damızlık üretimini artırarak üretimi iki katına çıkarmayı hedefliyoruz. Ayrıca keçi sütü, keçi peyniri ve keçi eti ürünleriyle ilgili de AR-GE çalışmalarımız devam ediyor” diyor.


10 Haziran 2016 Cuma



BİLİŞİMİN SAYGIN ÖDÜLÜ MALATYALI CIO’YA.
   Bilişim teknolojileri konusunda dünyanın en saygın araştırma ve yayın kurumu olan  IDG tarafından verilen CIO 100 ödülüne Malatyalı CIO* layık görüldü.

Hemşerimiz Hakan Karamanlı, getirdiği yenilikçi yaklaşımlar ve kurumsal hedeflere erişimde teknolojinin etkin kullanımında gösterdiği başarıları nedeniyle, IDG tarafından dünyada  teknolojiyi en başarılı kullanan firmalara verilen CIO 100 ödülüne layık görüldü. Ödüller, 14-16 Ağustos tarihleri arasında Amerika Kaliforniya’da Rancho Palos Verdes Otelde yapılacak CIO 100 Symposium & Awards Ceremony etkinlikleri kapsamında düzenlenen törenle sahiplerini bulacak.
Aldıkları ödülü değerlendiren Tam Faktoring Bilişim Teknoloji’lerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hakan Karamanlı şöyle konuştu:
“Tam Faktoring olarak adımızın dünya devleriyle birlikte anılması bizim için gurur verici. Geçirdiğmiz dijital dönüşüm ile iş yapma anlayışımızı, iş modelimizi, iş süreçlerimizi, sistem ve teknik altyapımızı teknolojiyi en yaratıcı kullanacak şekilde yapılandırdık. Yaptığımız çalışmaların Tam Faktoring’in başarısına hemen katkı sağlamış olması bizi heyecanlandırıyor. Önümüzdeki dönemde de müşteri ve çalışanlarımızın mutluluğunu arttırmak için  teknolojiyi daha artan bir şekilde kullanmaya devam edeceğiz.
Tüm bu çalışmalarımızın CIO gibi dünya çapında saygın bir dergi tarafından ödüllendirilmesi, sürekli gelişim yolunda bizi daha da motive ediyor. Ayrıca bu konuda ödüle layık görülen tek Türk firması olmamız bize ayrıca bir sorumluluk yüklüyor. Bu ödülün diğer Türk firmalarına da cesaret vermesini umuyoruz”.
1960 ve 1970’li yıllarda Malatya’da halter sporunun önde gelen isimlerinden ve Malatyalıların ‘Halterci Adil’ diye tanıdıkları Adil Karamanlı’nın oğlu olan Hakan Karamanlı, 1970 Malatya doğumlu. 1992 yılında Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun oldu. İş Bankası, Anadolu Grubu ve Garanti Bankası’nda uzun yıllar yönetici olarak çalışan Hakan Karamanlı 2 senedir Tam Faktoring’de Krediler ve Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı. Çok iyi derecede İngilizce bilen Karamanlı, evli ve iki çocuk babası

13 Mayıs 2016 Cuma



“POZİTİF DÜŞÜNMEK YAŞAMINIZI DEĞİŞTİRİR”
İnsan beyninin bir bilgisayar gibi çalıştığını söyleyen psikolog Gülgün Sharafat, geçmişte yaşadıklarınıza bakış açınızı, zorluklar karşısındaki tutumunuzu pozitif yönde değiştirebileceğinizi ve bu değişimin hayatınıza yansıyacağını ifade ediyor. Sharafat’ın önemli bir tavsiyesi de var: “Sizi negatif etkilediğini düşündüğünüz insanlardan, olaylardan ve ortamlardan uzak durun. Sorumluluğunuz önce kendinizedir”
Günümüzde çoğu kişi hayatındaki problemlerle, sıkıntılarla mücadele etmekte zorlanıyor. Pozitif düşünce nedir? Bu zorluklara olumlu yönde bakabilmek midir?
Düşünce insan zihninin üretebildiği, değiştirebildiği, inceleyebildiği, analiz edebildiği bir ifadedir, bir yorumdur. Olumlu ise pozitif düşüncedir, olumsuz ise negatif bir düşüncedir. Hayatımızdaki sıkıntılar ve zorluklar olarak tanımladığımız olaylar herkesin başına gelebilir, hiçbirimiz hayatın içinde olabilecek zorluk ve sıkıntılardan muaf değiliz. Burada önemli olan ne yaşadığınız değil, yaşadıklarınız hakkında zihninizi yöneterek düşünme biçiminizdir. Buna sizin zihinsel ikliminiz diyelim. Bu iklim şartlarınızı sizin düşünceleriniz oluşturur. Bir örnekle açıklayacak olursak: İşinizi kaybettiğinizi varsayalım, bunu dünyanın sonu olarak düşünebilir, çaresizliğe odaklanabilir, intihar etmeye bile karar verebilirsiniz. Ya da aynı durumu bir fırsat, bir değişim şansı olarak görebilirsiniz. İlki pesimist (kötümser), kendinizi bir kurban olarak gördüğünüz bir bakış açısıdır; 2. si optimist, iyimser bir bakış açısıdır, sizi güçlendirir.
                Pozitif düşünce mi yoksa negatif düşünce mi daha güçlü etki eder kişiye?
Pozitif ya da negatif, aslında insana etki eden şey düşüncedir. Çünkü her düşünce zihinsel ikliminizi yaratır. İnsan beyni bu anlamda bir bilgisayar gibi çalışır, her düşünce beynin işleyişi açısından gerçekleştirilmesi gereken bir hedef olarak algılanır. Bir limon hayal ettiğinizde ağzınız sulanır, bir limon yerken de ağzınız sulanır. Böyle bakıldığında beyin aslında içinde ışığın bile olmadığı bir kara kutu gibidir; gerçeklerle değil, gerçekmiş gibi algıladığınız her şeye tepki vererek çalışır. Her düşünce beynin nöronlar arasında bağlantı kurarak bedeni ve tepkileri yönlendirdiği, biçimlendirdiği bir hedeftir. İşte bu nedenle olumlu düşünce diyoruz. Olumlu düşünce insanın zihninde yarattığı bu tepkiler açısından kim olduğunuzu, olaylarla nasıl baş ettiğinizi, neleri başarabileceğinizi belirler. Olumsuz düşünce ise sizi engeller, endişelendirir, kısıtlayıcıdır.
Pozitif düşünce yeteneği kişiliğinizden mi gelir? Sonradan öğrenilen bir şey midir? Pozitif düşünce pratiğini hayatımıza nasıl katarız?
Kişiliği insanın kendisine baktığı bir gözlük olarak düşünelim, bu gözlük yaşam boyu değiştirilebilir, geliştirilebilir. Bu anlamda olumlu düşünce yaratabilme becerisi kuşkusuz kişiliğinizle, deneyimlerinizle, öğrenmişliklerinizle ilgilidir. Geçmişte kişiliğimizin oluştuğu çocukluk dönemlerimizde edindiğimiz kalıplar, kendimiz ve hayatımızla ilgili olumlu düşüncelerimizi, inançlarımızı destekleyebilir ya da tem tersine köstekleyebilir. Burada önemli olan şudur: Kişiliğin değişime izin veren bir yapısı vardır ve yetişkinlik özgür iradenizle yeni deneyimler ve bakış açılarını fark edebildiğiniz ve bunları değiştirebildiğiniz bir dönem olduğu için değiştirilebilinir. Bu yüzden psikoloji diye bir bilim var. Geçmişte yaşadıklarınıza, kendinizi algılayışınıza yetişkin aklınızla bakış açınızı değiştirerek baktığınızda olumlu düşünmeyi başarırsınız.
Herhangi bir olay karşısında verilecek olumlu ve olumsuz tepkileri ve sonuçlarını daha net algılayabilmemiz açısından bize bu konularda birkaç somut örnek verebilir misiniz?
Çocukluk yıllarınızda içinde bulunduğunuz şartlar altında kendinizi eksik, yetersiz, zarar görmüş hissedebilirisiniz, kötü şeyler yaşamış olabilirsiniz. O yıllarda zihninizde oluşturduğunuz kalıplar, inançlar, kısacası düşünceler yetişkinlikte de devam ettiğinde beyniniz tüm bu düşünceleri kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet gibi dönüp dönüp size yaşatır. Oysa bu yaşadıklarınızın o zamana, yani geçmişe ait bir bilgi olduğunu yetişkin aklınızla fark ederseniz, yalnızca düşüncelerin sizi değil, sizin düşünceleri yönetme beceriniz olduğuna, yani zihnin beyni yönetebilen bir yapısı olduğunu da fark etmiş olabilirsiniz. Pozitif Psikoloji bunu yapabilen insanlara “baş ediciler” diyor. Geçmişte yaşadıkları travmalara, tüm olumsuzluklara rağmen, yaşadıklarına bakış açılarını değiştirerek var olmayı, mutlu olmayı, sağlıklı ve tatmin edici bir yaşam sürdürmeyi başarıyorlar. Psikoloji biliminin bugün sahip olduğu bilgiler gösteriyor ki bu, bunu isteyen herkesin yapabileceği bir şeydir.
                Pozitif düşünceyle Polyannacılık aynı şey midir? Farklıysa hangi açılardan farklılık göstermektedir?
                Galiba Polyanna olmak birçok insan için iyimser, boyun eğici veya bir kurban gibi hayat karşısında ezik olmakla aynı anlamı taşıyor. Benim anlattıklarıma bakacak olursanız, pozitif düşüncenin, insanın kendi zihninin kontrolünün kendinde olduğunu fark ederek yaşam kalitesini, olaylarla baş etme becerisini ve gücünü artırmak üzerine odaklandığını görürsünüz. Pozitif düşünmeyi Polyannacılık olarak görmek, bu durumu sığ olarak algılamaktır.
                İşte ya da özel hayatımızda beklentilerimiz karşılanmadığında büyük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz. Böyle süreçlerde pozitif düşünce nasıl işe yarar?
                Hayatın kontrolü bizde değil, hiç kimse yaşamda hangi beklentisinin gerçekleşeceğini, hangisinin gerçekleşmeyeceğini bilemez. Önemli olan olayları değil, olaylara verdiğimiz tepkileri değiştirebileceğimizi bilmektir. Farklı bakış açılarına, seçeneklere, hayatın size sunduğu diğer olasılıklara odaklanmak, kederlerinden kederlenmeyi bırakmak, olan her kötü şeye rağmen yaşamın güzelliklerini fark etmeyi sağlar. Yaşam uzun bir yolculuktur. Bugün yağan yağmur yarın yağmaz.
                Bir de tekrar eden sorunlarımız var. Hep aynı sorunları üs üste yaşıyoruz. Bunun önüne nasıl geçebiliriz?
                Tekrar eden sorunlarımız, değiştiremediğimiz bakış açılarımızın, düşüncelerimizin bir sonucudur. Bir yemek yapıp içine hep aynı şeyleri koyarsanız farklı bir tat almayı beklememeniz gerekir.
GÜNLÜK HAYATTA YAPILABİLECEK OLUMLU DÜŞÜNME PRATİKLERİ…
*Değiştirmeye çalıştığınız olumsuz bir kalıp, düşünce veya duygu seçin, belirli bir süre boyunca ikna olana kadar her gün, her aklınıza geldiğinde kasıtlı ve bilinçli bir şekilde bundan kurtulmayı başardığınızı ve yerine arzu ettiğiniz başka bir şeyi koyduğunuzu hayal edin. Zihninizde tüm ayrıntıları ile canlandırın. Hatta resmini yapın ya da kolaj(kesyap) çalışması, beğendiğiniz şeyleri kesip yapıştırın.
*Bunu yapmak için kendinize özel bir zaman ayırın, 15-20 dakika bile olur.
*Size heyecan veren, umut veren, kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan şeyleri hatırlatan eşya, obje, resim, kitap vb seçin. Evinizin bir köşesini bu minik hazinenizle düzenleyin. Ara sıra bir göz atın, bir şeyler ekleyin, çıkarın.  
*Başardığınız, değiştirdiğiniz şeyleri gösteren minik sembolleri ( eşya, obje vb.) bu köşeye ekleyin. Çılgın renkler, şekiller, dikkatinizi çeken şeyler olsun.
*Sizi negatif etkilediğini düşündüğünüz insanlarda, olaylardan ve ortamlardan uzak durun. Sorumluluğunuz önce kendinizdedir.
*Yeni bakış açınıza yakın bulduğunuz insanlarla daha yakın olun veya bir gruba, bir topluluğa katılın. Yeni bakış açıları, bilgileri öğrenmek için okuyun, araştırın.
*Her gün kendinizi iyi hissetmenizi, bazı şeyleri değiştirdiğinizi anlamanızı sağlayacak bir şey yapmayı alışkanlık haline getirin. Örneğin, kendinize bir minik hediye almak, yemediğiniz bir yemeği denemek, yürümediğiniz bir yoldan otobüsten yarı yolda inip yürümek gibi.
*Her gün aynaya bakıp kendinize “Seni seviyorum, burada olman önemli, bunu hep hatırla, senin burada olman bir mucize” deyin. Buna inanıp inanmamanız önemli değil, yeter ki her gün söyleyin.
*Aklınıza gelen bütün kötü düşünceleri silip atın. Ya da olumsuz düşünceler beyninizi sardığında kalkıp egzersiz yapın; beyin fiziksel aktivite sırasında saçmalamayı bırakır.
*Sizin için değerli olan şeyleri özenle seçin, onlardan vazgeçmeyin, onları takdir edin. Sahip olduklarınıza şükredin. Bu bazen derin nefes almak, bazen hep istediğiniz bir eşya, bazen bir bardak çaydır.
*Sevdiğiniz insanları “kendi değerlerinize” göre seçin ve ne yaparlarsa yapsınlar ya da kim ne derse desin onlardan asla vazgeçmeyin. Sevgi akılda değil, yürekte yetişen bir çiçektir.
*Bazı insanların da size tahammül etmek için uğraştıklarını unutmayın. Az konuşun, çok gülün, akıl istenmedikçe vermeyin.
*En önemlisi dünyaya bir çocuğun meraklı gözlerinden heyecanla ve yüreğinizden keyifle bakmayı unutmayın. Dünyanın hala yeni keşiflere ihtiyacı var.
*Aklınız karıştığında ya da üzüldüğünüzde gökyüzüne bakın. Orası içinde bulunduğumuz bu muazzam evrene açılan bir kapı ve sizin gibi hala nasıl ışıldadığını anlamayan milyarlarca yıldız var.